" TÜRK  EVLADI   ECDADINI  TANIDIKCA   KUVVET   BULACAKTIR "      Söz :   M.Kemal  Atatürk          BU  SİTEDE  ANADOLU  TÜRK' ÜNÜN  ( OĞUZ BOYLARININ )  TARİH  ve  KÜLTÜRLERİ  YER  ALMAKTADIR..  !!
     
OĞUZLAR
TÜRKMENLER
AVŞARLAR
BUCAK AVŞARLARI
OSMANLIDAN BUGÜNE
KAYSERİ
SARIOĞLAN
Köyün Adı
Köye ilk yerleşen      kabileler :
İdari Yapısı :
Soyağaçları / Soyadlara göre :
İskan
Köyden  Görüntüler
Bölğe Haritası
ULAŞIM
YERALTI  KAYNAKLARI :
SU KAYNAKLARI :
İKLİMİ  
TARIM
HAYVANCILIK
EĞİTİM
ADETLER
GELENEKLER
KÖY MUTFAĞI
KADINLARIMIZ
KÜLTÜR - ŞİİRLER
DİL ve EDEBİYAT
Türklerin eski inaçları ve Tanrıları :
Türk Mitolojisinde  Yaratılış :
Türklerin  yaratılış  ve töremleri 
İslamiyet  ve  Arabistan
İslamiyetin Türkler  arasında yayılışı :
İNANMALAR :
DUALAR ve BEDDUALAR
İğdeli  Köyü
Kaleköy :
Karaözü :
Karpınar Köyü
Yerlikuyu Köyü :
Düğünler - Sosyal  etkinlikler
Dost  Siteler
Webmaster/Sitenin sahibi

Sitemiz 1024 * 768  Pixel  için  ayarlanmıştır

 

  FORUM

Tartışmak isteyenlerin  yeri

 

Disclaimer :  Site ile ilğili  açılacak  davalar   için  Alman- ya'nın  Wuppertal şehrindeki   yerel  mahkemeler   yetkilidir ve site içerisinde yer  alan konuların müsaade  almadan  kopyalanması  ve yayınlanması yasaktır.

BURUNVİRAN  KÖYÜ  İNTERNET  SİTESİNE  HOŞ  GELDİNİZ  .... !

 
                        

               BURUNÖREN TV    -        RADYO       Buraya  tıklayınız 

  

                                              

Merhaba  İyi  Günler 

 

Öncelikle  ilği  gösterip  siteyi  ziyaret ettiğiniz  için  teşekkür ederim. Bu sitede dolaştığınız  süre  içerisinde  Burunören  köyü  ve  çevresindeki  aşiret  dediğimiz köyleride kapsayacak çeşitli bilğilere erişeceksiniz. Benim bu  siteyi  hizmete  sokmakta amacım ;  ülkenin  çeşitli  yerlerinde  yaşamakta  olan  Burunören  köyü sevdalılarına, köy hakkında  bilmedikleri  ve  merak  ettikleri  bir  çok  konularda  bilğiler  sunarak  bilğilendirmektir. Aynı  zamanda  Fotoğraf  gibi   belgelerlede  yaşadığınız  eski  anılarınızı birazda olsa hatırlatmaktır. Dahada  önemlisi  biz kimiz ?, Neyiz ?, Neciyiz ? , nereden gelmişiz  gibi  yıllardır  aklınıza  takılan   fakat  yanıt  bulamadığınız  konuları  irdeleyip açığa çıkartmaktır. Bugüne kadar bizlere kim  olduğumuzu  öğretmediler, hep  bizlerden sakladılar. Bizlerde susup, sesiz kaldık ama  modern  Türkiye'de   artık  bizlerde  kim  olduğumuzu  öğreneceğiz. Bu  bir kitapla  veya  sanal alemde  böyle  bir internet  sitesiyle de  olabilir. İşte  bende  bunu yapmakl istedim. Sözlerime  Damdaki  kemancı’ nın güzel bir sözü ile başlamak istiyorum.

Geleneklerimizden dolayı herkes bilir kim olduğunu 

 

 İnsanoğlu’nun kendi, kimliğini araması günümüzün bir olğusu ama bu bana pek geçici bir modaya benzemiyor gibi geldi. Çünkü teknolojik gelişmeler hızla devam ettikce, toplumların yaşam ve kültürlerinin değiştiğini görüp insanlar merakla bu sorunla uğraşacak gibi görünüyor. Çağdaş, düşünen insan artık kimliğini arıyor, çünkü kendisine verilen kimlik kartlarına razı değil. Kendi kimliğini ya da (ne’ liğini) aramak, bulmak; kendi seçtiğini kullanarak açıkca “Ben şuyum, ya da değilim „ demek özğürlüğüne kavuşmak istiyor.

Aslında  bireyler  ve  toplumlar  kendi  tarihlerini  biliyor,  benimsiyorlarsa  mantık  açısından, kimlik  arayışı  veya  sorunu olmaması  gerekir. Ancak, toplumun  tarihi yada tarihleri  yazılmamış, yazılanlarda okunamıyorsa; okunanlar anlaşılmıyor, yada benimsenmiyor sa, orada talihsiz bir durum  var  demektir. Çünkü  nerede  tarihsizlik (tarihte belirsizlik) varsa  orada bilinmeyenleri arama çabası; kimlik sorunu var demektir. Bu  belirsizlği  gidermek  için  günlük  hayatta  insanlar, insan  ve toplumları daha yakından tanımak için aile dışındaki toplulukların sık sık, “ Kimsiniz, kimlerdensiniz „ gibi bu tür sorularıyla karşılaşırlar. Genellikle  kırsal  bölğelerde  ve  eski  yaşam  biçiminin  hakimiyetini  sürdüğü  yerleşim  yerlerinde  yaşayan insanların bu gibi  sorulara  verdiği cevaplar, bugünkü ne  göre daha  değişiktir. Çünkü  onlar  gerçek Türk adet gelenek ve kültürünü bugün hala yaşatmaktalar. Eski Türkler günümüze kadar Göktürk, Uygur, Oğuz ve kıyı  gibi  kabile  ve boy  adıyla anılmaktaydılar vede kişinin ırkı, yurdu, ve dili (lehcesi, ağzı) onların bir kimlik simgeleriydi. Halbuki bugün bu gibi sorulara kişi ve grupların  verdiği  yanıtlar, kültüre, toplum  yapısına ve dünya görüşüne bağlıdır. Bir ülkedeki resmi okul kitapları ve tarihleri,  o  ülkenin (devletin)  koruyucuları  tarafından  yazılıyor yada yazdırılıyorsa o ülke de yaşayan insanların ileride bir kimlik arayışı  içine gireceği  kaçınılmaz  bir  gerçektir. Çünkü benliğini,  soyunu, sülâlesini, kavim ve milletinin kim olduğu hakkında  kendini  tatmin  edecek  bir  cevap  alamaması ( bulamaması ) durumunda   bireyler  çok  doğaldır ki  bir  arayış  içine  gireceklerdir.  Sokrates  sorgulanmayan  hayat  yaşamayı  değmez " ( Sokrates 9 Savunma : 38 a ) diye  ne  güzel  bir  söz  söylemiş. Sokrates  bu   sözünü  her  ne  kadar  hayat  için söylemişse de  insanın  kendi  günlük   yaşantısı  dahi   yetişip  gelen  nesillere  göre, geleceğin bir tarihidir. İşte bu  güzel  söze  bakarak  sorgulanmayan tarih,  tarih  sayılmaz  demek  yerinde  olur. Çünkü  geçmiş  tarihinden der  almayan   bir  milletin  gelece- ğinin aydınlık olacağına şüpeyle bakmak lazım .

Peki neden böyle bir araştırmaya karar verdim ?

Bunun çeşitli nedenleri var tabii ki.
Yaşamım boyunca  son  elli yıl  içerisinde  Burunören  köyünde  duğup  yaşamış  ve  bugün  aramızda  olmayan  çok  insan tanırım. Artık onlar  yoklar ama bugün  onların oğulları, kızları  ve  torunları  var.  Benim  zaman  zaman  gözümün  önünden geçen zaman şeridi hiç şüphem yok ki onların  torunlarının  gözlerinin  önünden de geçecek,  onları  hep  hayal  edecek  ve onların anılarını  neden  yaşatamadıkları  için  kendi  içlerinde bir  eksikliklik duyacak ve  kendilerini  suçlayacaklar. Neden şunu yapmadım / yapmadık?, neden bunu yapmadım / yapmadık ? veya neden bir resmini  dahi  bulunduramadım  gibi  piş- manlık duyacaklardır. Ölmüş insanlar için bunlar çok geç sayılır. Çünkü onlar geçmişleri  ile  ilğili  hiç bir şeyi  söyleyemez- ler. Bu aşamadan sonra onları yaşatmak ancak onların eski  anıları nı  tazelemekle  mümkün  olacaktır. Almanya ve çeşitli Avrupa ülkelerinde yaşayan insanların  birinci   kuşaktan  sonrakiler  doğup   yaşadıkları   köylerini  ekonomik  nedenler le terk ettikten sonra bilhassa 1960 lı yılların ilk yarısından sonra Türkiye  genelinde  maddi  durumu  iyi  olmayanlarla  şehir- lerde yaşayıp  işsiz  olanlar;  iş  bulup  çalışmak,  çok  para   kazanıp   birikimleriyle bir  işyeri  açıp,  hayatlarını kurtarmak hayalleri  ile köyü  (köylerini) terk  edip  çeşitli  ülkelere gittiler. Aradan   yıllar  geçti,  bu  insanlar  hayal  ettikleri  her  şeyin sahibi  oldular, biraz  birikim  yaptılar   fakat  Türkiye’ deki  siyasi  ve  ekonomik  istikrarsızlıktan  dolayı  köylerine dönüp  hayal  ettikleri  yaşama  bir  türlü  geri  kavuşamadılar.

Köye dönüşü gayri mümkün olarak gören bu insanlar; yaşadıkları ülkelere karısını ve çocuklarını da alıp götürmek mecbu- riyetinde kaldılar. Götürdükleri o çocuklar oralarda büyüdü, meslek sahibi  oldu, evlendiler. Hatta onların çocuklarıda  oldu. Onlarda işci olup başladılar, babası, dedesi gibi el işlerinde işci olarak çalışmaya. Yaşlı birinci kuşaktan olan insanlar önce para biriktirip köylerinde iyi bir ev  yapıp,  tarla, bahçe  satın  alıp, birde  traktör satın  alarak  reşberlik  yapmak  hayallerini  kurarlarken, çocuklarını  bir  iş  sahibi  yapmadan  geri  dönmekte  olmadı. Çocuklar zorunlu   temel  eğitimlerini  bitirmele- rinin  ardından, kimisi  meslek eğitimi  yaparken,  kimisi de  kısa yoldan  iş bulup işci olarak çalışmaya başladı. Bu seferde onların evlenip bir yuva kurmaları lazımdı. Onuda dönmeden yaptılar. Bundan sonrası kolay diye tam dönmeye niyetlenmiş- lerdi ki  evlenen  evlatlarının  çocukları  olmaya   başladı. Annesi  ve  babası  çalışmaya  giden  çocuklara  kim  bakacak ? tabii ki  ebesi  ve  dedesi.  Avrupa’ lı  gibi  başka  alternatif düşünemez ki. Ele güne  karşı  bırakıp  gitmek  ayıp   olur, sonra onlarda birşeylerin sahibi olsunlar dediler. Türkiye’de emsalleri genç yaşlarda emekli olup, emekliğiğin ve yaşamın tadını çıkartırlarken gurbetciler köylerine, yurtlarına dönemediler.

Her  neyse  sabır  ettiler  torunlarına  baktılar; onlarda  büyüyüp  evlendiler, okullara  gittiler, meslek  öğrenip  çalışmaya başladılar. Ohh beee.. Allah’ın bu gününe çokşükür bunlarda kurtuldular artık dönelim derlerken yaşlılık nedeniyle sağlık sorunlarının  artık  bundan  sonra başlayacağını  hesaba  bile  katmamış lardı. Bayağı  yaşlanan  bu  insanlar  Tükiye’ de hastahane kapılarında ölen insan  manzaralarını  görüp  ölürsekte  burada  ölelim  deyip  dönmekten  vazgeçtiler. Doğup büyüdükleri yerlerin ve beraberce  yaşadıkları  insanların özlemini gidermek için, binlerce kilometre yol kat ederek gece gündüz demeden, yollarda ölümle burun buruna  gelerek  yılmadan  bir an önce  kavuşmak  için geldikleri köylerine onlar şimdi dönmekten vazgeçtiler. Buğün çok acıdırki oraya dönen büyükşehirlerde artık işi olmayan veya ekonomik sıkıntıya düşen bir kaç kişinin haricinde, köyün hasretiyle köyün  dışında  yaşayan insanların tabutlar içindeki cansız bedenleridir.

İşte asıl mesele ve düşünülmesi gereken de budur. Burada ölen  onlar değil, onlarla beraber yok olan ; kültür, örf , adet ve ananelerdir. Bu kültür kayıbı kuşaktan kuşağa geçtikce dahada  fazlalaşmaktadır. Bayağı modern çağdaş Avrupa’da veya Türkiye’de köylere nazaran daha değişik bir yaşam sürdürülen şehirlerdeki  insanlar arasındaki  o  eski  sevği  ve  hürmet yok artık. Bu sevği bağlarının akrabalar arasında kopması genellikle çeşitli şehirlerde yaşayan kardeş çocukları arasında dahi soğukluga neden olmakta. Artık  yeni  genç  nesil  Burunören’liler  birbirlerini  tanımıyorlar. Çünkü  herkes  bir  başka  şehirde çalışıyor. Ekonomik  nedenlerden   veya  zaman  yokluğundan dolayı  bir  araya  gelemiyorlar. Buruören  köyünden ekonomik ve çocuklarının geleceği için köyü terk eden  ailelerin durumlarında  ne  kadar  Avrupa’ dakiler kadar olmasa da onlardan farklı değil. Memur olan ailelerin haricinde köyden bir iş bulup çalışmak için giden  aileler, önce  kendileri  emekli  olacak, daha  sonra çocuklarını çeşitli  okullara  göndererek  (sokarak) onların  geleceğini garanti altına almaktı. Onlardan bazıları okuyup  belirli meslek edinip yaşamlarını o meslek dalında çalışarak  yaşadıkları  yerlerde sürdürüyorlar.

Bu site vasıtası  ile sadece  Burunören  köyünde  doğup, büyümüş  Burunören’ lilere  değil , çevre  köylerde  yaşamakta  olan  aşiret  dediğimiz  köylüler  ve bütün Anadolu Türküne  kendi  kimliklerini  öğrenmeleri  açısından   faydalı   olmaya çalıştım. Bu  konuda  faydalı olabildiysem ne mutlu bana. Sözlerimi  Atatürk’ün  su  sözleri  ile  bitirmek istiyorum.

" Tarih  yazmak  tarih yapmak kadar önemlidir. "
 

Haydar Erdoğan

<< BAŞA  DÖNMEK İÇİN >> tıklayınız.