ile çevrili alandaki araziye yerleşmiı
olan ; Kuzey Suriye’deki Rakka’ya
yakın Tell Zivan ve Tell Şammar
yöresindeki bucak veya Avşar alanı denilen yer ile Maraş bölgesinde Bucak
denilen bölgede Bucak Avşar’ları olarak
tanınan Türk- men boylarından: Hamed uşakları olarak tanınan ; Göçer Ali oğulları
ve Hamed ile sonradan intikal eden Topal oğulları, Bin Hüseyin gibi sülalelerin katılımı ile inşâ ettikleri küçük bir yerleşim yerinin adıdır.
Burunören köyünün ilk sakinleri Maraş bölğesinden
intikal eden Hamed uşağı ve birbirleriyle
uzun yıllar yakın ilişki-
leri olan Antep tarafından aynı gün ve tarihlerde yola çıkan
çevre aşiret köylerin ilk temelini atan
sülâleler ile bera ber gelmişlerdir. Bu kabileler daha öncede değindiğim gibi göç
edip gelirlerken yanlarında develeri ve
çok sayıda küçük baş hayvanlarınıda
beraberinde getirmişler. Burunören’ e
gelmeden önce enson bugün Sarıoğlan’
a bağlı, Üzerlik köyü
ne sınır olan Karahıdırlı
köyüne kadar gelip geçici
olarak oraya konmuşlar. Mevsimin kış
olması nedeni ile orada bir kış geçiren sayıları 10
ile 15 (hane) aile olan bu göçerlerin
amacı gidecekleri belirli bir yer olmadığı için, her zamanki gibi oradan hareket edip kendileri için uygun bir yer buluncaya kadar göç etmeye devam etmektir.
Hamed Uşakları Karahıdırlı
köyünde geçici olarak konaklamayı
düşünürlerken tahminen 40 – 50 yıl
orada kalıp yaşamışlar. Bugün orada
Karahıdırl’ lıların Kızılbaş
mezarlığı dedikleri bizim aşirettin
ve Hamed Uşaklarına
aittir. Mezarlığın büyük ve
mezar sayısının fazla olması, aşiretin
orada fazla ikamet edip yaşadıklarını
göstermektedir. Oradan göç etmelerinin nedeni
ise ticaret yolu üzerindeki Lalebelini
mekan tutan genellikle Pınarbaşı
ve Bünyan Avşar' larının aynı
mezhepten olan Tuzhisar ve Palas’ da yaşayan Avşar’lar ile birleşerek sık sık geceleri
baskın yapıp Bucak Avşar' larının
mallarına zarar vermelerinden dolayıdır.
Artık oralarda kendileri
için yaşamın kalmadığını anlayan
aşiret, Karahıdır’lı (Karahıyat)
köyünden bir
ilkbahar
sabahı hareket ettikleri gün aylarca beraber
kader
birliği yapmış
olan bu ailelerin artık ayrılma günleride
gelmiş olur. İşte 20 - 30 hanelik bu göç,
yerinde kuru
otlardan ve kuru topraktan başka hiç
bir şeyi olmayan, bugün kü köyün üzerinden geçip, göç halinde yollarına
devam etmişler. Fakat göçten bazı kadınlar ve çocuklar yorulmuş. Bunun üzerine konaklayıp biraz dinlendikten
sonra yola devam etmek için konalğa
denilen yere göçlerini yıkmışlar. Orası bugün Bent ile Büyükada ( çücüklü ada ) arasındaki geniş ve yeşil alandır.
Türkmen’lerin, Avşar’ların ve Yörük’lerin Konalğa - Beğdili
boylarından olan yakın köy komşumuz Karaözü’lülerin
Culâp veya colap dedikleri bu geçici
olarak dinlenmek için
kondukları Konalğa denilen yer çok hoşlarına
gitmiş. Bu yer bugün tarla olarak Süleyman ağanın uğağının ( Eyüp ve Çerkez Görgülü’nün ) mülkîyetindedir. (Konalğa olarak bilinen bu tarla yüzünden Yahyalı köyü ile 1950 ve 60 lı yıllarda uzun zaman döğüşler olmuş, bu yüzden açılan
mahkemeler yakın güne kadar devam etmiştir.)
Bu meralar alabildiği yere kadar bomboştur. Ayrıca konalganın Kızılırmak ve bizim Sarıoğlan
suyu dediğimiz Kesdoğan çayının hemen
yakınında olması oranın değerini
artırmaktaydı. Suyun etki si ve arazinin
düzlüğü nedeniyle merada çayırlar, otlar diz boyu büyümüş ve develerin çok sevdiği kanğal dikenleri ( Karaözü’lüler deve genirden demektedirler. ) ise, deve meraklısı olup; geçimleri develeri ile yaptıkları nakliyata bağlı, Hamed
Uşağını çok sevindirmiş.
Diğer taraftan yörede kendilerinden başka buralara
karışacak müdahale edecek Yahyalı
köyünde yaşayan bir kaç
Ermeni aileden başka kimsede yoktur.O neden
le bölğe hem kendi yaşamları, hemde
yaşamlarının vazgeçilmez doğal
bir parçası olan hayvan bakım ve
otlatmak için ideal gelmiştir.
Hamed Uşağı çadırlarını kurup bir gün orada geceledikten sonra, ertesi gün sabah vakti bölğenin güzelliğininide gören kabile büyüğü kendi
aralarında konuşarak oraya yerleşmek
için karar almış. Fakat kendileriyle gelen diğer
sülâleler oraların kendilerininde yerleşmesi halinde yetmiyeceğini düşünerek oradan göçüp, bugünkü Karpınar, İğdeli,
Yerlikuyu ve Körkuyu köylerinin yerlerine konup bu
köylerin temellerini atmışlar. Diğer taraftan Hamed
uşağı sadece hayvan- larını düşünerek
verdikleri kesin bir yerleşme kararından üç ay sonra ne
yazık ki hiç bekleyip, düşünemedikleri
bir doğa olayı ile karşılaşırlar. Kızılırmak
ve Sarıoğlan suyunun taşmaması
ile ev olarak kullandıkları kıl
çadırlarının sel suları altında
kalacağı hesabını takii, çadırlarını
sel basıp, çok sayıda keçi
ve koyunlarının sel sularına kapılıp telef olmasına kadar yapamazlar.
Hamed uşağı üç ay kadar Konalada
denilen yerde konakladıktan sonra, akıllarına
bölğede sel sularının çıkamıyacağı, yerleşmek
için uygun bir yer aramak
gelir. Arayış içine giren Hamed
uşağı, Kızılırmak suları
içine doğru uzanmış burun şeklindeki yere, yani
bugün Burunören köyü denilen
yerde yerleşmenin en uygun olacağı
kararına varmışlar.
hatta kabîleden bazıları, daha önceden yerleşim yeri olup, terk edilen
bugün bizim Acerkıraç dediğimiz
yere yer leşme- yi ister. Fakat harabe şeklindeki
yıkıntıları gören bazıları "
Eğer
burası yurt olsaydı burada yaşamış
şu evlerin, barkların sahiplerine
olurdu. Bakın " ören " olmuş, her taraf yıkık, buradan
hayır " gelmez deyip oraya yerleşmekten
vaz geçirmişler fakat ; köyün
ören yerine kurulmamasına rağmen
adının sonuna yinede ören eki
eklenerek, köyün adına Burundaki ören anlamında
Burunören adı verilmiştir.
Daha sonra bugün kü köyün yerine gelip Hamed Uşağı ilk kazmayı tarihi tam kesin olmamakla beraber 1722 - 23 yıllarında
vurmuşlar. Çadırlara veda ederek Güneydoğuda
yaşayan yerleşik halkın imar yapı
sistemini kullanarak, kerpiçten
yaptıkları bir kaç evden sonra, geçen
zaman içerisinde nüfus sayısı
arttıkca çoğalıp bir köy olmuşlar.
Duyum ve
ifâdelerden elde ettiğim bu yerleşme
olayında, köy ilk kuruldugu zaman kimse yoktu ibaresini
kullandım. Çünkü köyde yaşlı olan
kimden sordum ise, onlarda babalarından
veya dedelerinden duyumlarına göre onlarcada yok. Fakat 1918 - 45 li yıllara kadar Burunören’de
yıllarca köylü ile kardeş gibi
beraberce yaşayan Ermeni ailelerin olduğu herkesce
bilinen bir gerçek. Bugün Hurşit
Dogan’
ın evinin olduğu yerde " Tırtat
",
Haydar Erdoğan’ın
evinin ve Arif İnce’ nin odasının
olduğu yerde " Kirkor
" ve Maçaoğullarının
yani İsmail’ in evinin (İsmail Uğur’un ) olduğu
yer burası bugün Mustafa İnce’nin
evinin olduğu yerdir ki " Agop
" adlarındaki Ermeni’lerin evinin
yeri olarak
bilinir ve bugünkü yerinde olan binalar, onların
evlerinin yanına inşa edilmiş
ve onların torunları 1940 yıllarına
kadar köyde yaşamışlar, daha sonra
İstanbul’ a göç edip gitmişlerdir. Hanği
yıllardan beri Burunören’de yaşamış
oldukları belli olmayan, bu ailelerin
çocukları ve torunları, gelecekteki yaşam ve dünya düzenini daha o yıllarda
anlamış
olacaklar ki, köylü ile huzur
içinde yaşarlarken, Burunören’ liyim
diyen bu aileler gönüllü olarak Istanbul’a göç edip gitmiş
, orada iş güç sahibi olmuşlardır.