Ay Kağan’da böyle kutsal bir kadındır.Türklerin Oğuz
boylarında
kadınlar için “ hanım,
bike, eke, begüm „ gibi adların
kullanıldığı görülür. Erkekler
gibi ata binip, kılıç kuşanan
kadınlar yöneticilik ve idarecilik görevlerinide yapmışlardır. Türk Şaman
inançlarına göre gökyüzü
ve
güneş kadın, yeryüzü ve
ay erkektir.
Oğuz boylarında
genç kızların değerleri , el
işleri ve becerileriyle değil, ata binip
kılıç kuşanmaları ile anlatılır. Oğuz
Türklerinde
kadın giyiminde kapalı değildir. Evde eşit
haklara sahip olup , kocası
ile birlikte savaşlarada katı- lırlardı.
Öte yandan diğer Türk boylarından
olan Kırgız’ların Manas destanında kadın
evin yazğı ve namusunun koru- yucusu
olarak tanımlanır . Kadının
evine ve yuvasına bağlılığının
sınırsızlığı vurgulandıktan sonra, kadın sözünü
önemsemediği gün kahramanın ölümü
oldugunuda üstüne basarak belirtir.
Kazak Türk' lerinin Koblandı destanın
dada
kadın bir
tanrıça ve koruyucudur. Kahramanın
yani bir erkeğin dünyada en iyi arkadaşı kadını ve atıdır.
Altay
destanındada kadının ayrı bir
konumu vardır. Kahramanlar ( burada savaşan
erkekler anlamında)
karısının veya kız kardeşlerinin
bağımlılık
ve
dayanışması ile ölümden ve
kötü durumlardan kurtulur. Bütün
destan kahra- manları analarından ve
ablalarından aldıkları eğitim ve
iyi bir denetimden sonra başarıya
ulaşırlar. Onlara ilk yol gösterenler
anaları ve ablaları yani kadınlardır. Anadolu
kültürünü işleyen ve günümüze
ulaşmasını sağlayan Dede Korkut
’ ta kadınlara büyük önem verir . Onun şu şiiri
verdiği değeri dahada netleştirir.
“Beri gelsene, başımın tahtı, evimin tahtı
Evden çıkıp yürüyende selvi boylum.
Kurulu yaya benzer, çatma kaşlım
İkiz badem sığmayan dar ağızlım,
Güz elmasına benzer al yanaklım,
Kadınım, direğim, döleğim. „
derken, hikâyelerinde erkeklerin, haiz oldukları aile ve toplum içindeki bütün
haklara kadınların sahip olduklarını
belir- tir. Aile içerisinde hür irade ve seçme haklarının olduğuna belirten şu misâli verir.
Kanturalı yiğit bir genç, genç bekâr bir kız ile evlenmek ister. Evlenme isteğini
babası kızına ilettiği anda kız
babasına şöyle ses- lenir; kendisi ile evlenmek isteyen genç
için:
“ Baba ben
yerimden doğrulmadan o kalkmış, ayağa
dikil- miş olmal ı; ben kara- koç
atıma binmeden o binmiş olmalı ; ben
kanlı kâfir eline varmadan o varmış, bana baş getirmiş
olmalı „ der. Dede Korkut’ un bu
iletisini iyi alğılarsak , Türk toplumundaki
kadının yeri daha iyi
anlaşıl- mış
olur. Ne yazık ki milletimiz üzerine
düşen Arap milliyetciliğinin ağır
gölğesi ve
zorla islamlaştırılan Türk ülke-
lerinde
olduğu gibi Anadoluda’ da katı
şeriat
uygulamaları ile toplumumuzda önemli bir yeri olan kadınların
elindeki haklar alınıp, toplumdan soyutlandırılmışlardır.
İslâm
ve müslümanlık adına; kadını
horlama ve geri plana atma başka
kesimlerde olsa da kendimize özğü
inancımız ve hoş görümüzle kendi
toplumumuzda
kadınlara karşı bu gibi çağ
dışı davranışları tasvip
etmemişşizdir.
Kur’an’ daki çeşitli
ayetlerde ve Hz Muhammed’
in bilinçli olarak yaydığı
sohbet ve
toplantılarından bilhâssa işaret ettiği
nokta şu idi. Orta Asya’ dan batı
istikametine ve güneye
Araplar üzerine hızla yayılarak gelen Türk
milletinin
durdurulması ve onların dünyada
yaşamalarının dünya için felaket olacagını hadislerinde Arap
kardeşlerine bildirme- sidir. Çünkü ; Türk'
lerin yaşamlarında kadınların büyük
yeri olması, gittiği yayıldığı
ülkelere bilhâssa Arap
yarımada- sındaki çöl bedevîlerine
bir örnek teşkil edecekti vede düşünce
ve zihniyetini de ileri de zengin, hür ve serbest bir yaşam
içinde büyümüş bir iş
kadını olan karısı Hatice’
nin
yanında ekonomik yapısından dolayıda
kendisini bulun- duğu ortamda zayıf hissedip
düşüncelerini rahatca yayamıyacaktı. Onun için tek
çare vardı oda kadını susturmak, onları dışlamaktı.
Bunun üzerine Arap’
ların Türk ülkelerine yaptıkları
saldırılarda milyonlara varan göçebe Türk’ ü
henüz batıya ula- şamadan çoluk,
çocuk demeden öldürmüşlerdir.
O gün
kü soloğanları “ nerede bir Türk görsen öldür baban olsada
„ olmuştur. Kendi milletine
karşı içten savaşamayan Anadolu' daki Türk'ler çeşitli
mezhep ve tarikatları bir birine düşürülmüşler. Genellikle
yönetimlerin başı çektiği
bu kışkırtıcıların başında
ecnebi Türk olmayan Osmanlı
dev- letinin yöneticileride gelir. Onlarda
Anadolu' daki Türk
halkına Arap' lardan ayrı bir politika
uygulamazlar. Yıllardır
kocası ile sırt- sırta, yan- yana
savaşan
kadınlar, islâm ve şeriât
adına geri plana atılmışlardır.
Fakat Anadolu Türk- men kadınları okumuş
yazmış olmasalarda
sanki
her şeyin bilincindedirler. Evde ,
Tarlada , dağda bayırda
hatta, Yavuzun Çaldıran savaşında Yavuz’a
karşı binlerce Türkmen kadın
büyük bir savaş vermişlerdir. Bu
savaşta Yavuz güçlü topları
ile savaşı kazansada, savaş
sonrası şehitler arasında
gezerken yan yana savaşarak ölen
çok sayıdaki karı
kocanın birbirine sıkıca
sarılmış
elleri ve bedenlerini görünce,
tahtı için akrabalarının
tümünü
öldürten gaddar Yavuz göz yaşlarına
hakim olamamıştır.
1900
yıllarına kadar Istanbul’ da şeriât
kuralları uygulayıcıları sarayda
zevki sefha içinde yaşarken , ülkeyi
İngiliz, Fransız
ve İtalyan’lara çaresizlik içinde teslim etme
planları yavaştan yapmaya başlamışlardı .
O yıllar Osmanlı ordu- sunda henüz
genç
bir subay olan ve ülkenin elden
gittiğini gören Atatürk ve arkadaşları
ülkeyi, düşmanlardan ve Osmanlı’
nın ihanetinden kurtarmak için
kurdugu Kuvayî Milliyeye katılıp
top yekün erkekler ile cephelere koşan kadınlar ; o
günkü
Istanbul’ daki Osmanlı saray yönetiminin
Anadolunun yörelerinde yaşayan şeriat
özlemcileri ve Osmanlı yaltakcısı
bazı şeriâtcılar
değil, çağdaş ve moder görüşlü
bizim kadınlarımız olmuştur. Bunlardan
Kara Fatma’lar sadece bilinen örneklerdir.
Seferberlik
yıllarında köyden Kara Musalar sülâlesinden Selli Rahime olarak tanınan Rahime Tunç
Kayseri Zincidere’ den aldığı
erzak ve cephaneleri kağnılar ile
günlerce
yol gidip kardeşininde asker olduğu ve
bitlenerek hastalık- tan öldüğü
Sivas’ taki askeri birlige taşımıştır. Vatan ve millet
için savaşmak, vatanı düşmana vermemek için
yaşlı ol- masına rağmen güçünün
yettiği kadar yurt savunmasına yardımcı
olmak için evini yurdunu bırakıp
yola düşmüş- tür. Rahime
karı köyümüz kadınlarından
bir örnektir. Rahime karıda diğer
kadınlar gibi
evinde kalıp, şeriat özlem-
cileri gibi
ne yapalım takdirat, savaşta erkeklerimiz
yenilirlersede Kurandaki Azhab süresin Allahın emridir gibi;
ne bir düşüncesi ne de böyle bir
inançları
vardır. (Bu ayete göre yenen
taraf,
karşı tarafın karısına
ve kızına
savaş ganimeti olarak el koymayı
yerinde
görür ve normal karşılar.)
Ama bizim felsefemiz bunu kabul etmez.
Biz bizim toplumumuz ve ailemiz içinde
bizim düşündüğümüz kadar
kadınlarımızıda düşündüğümüz
içindir ki ; bizim- le savaşa gitmek
onlara korku değil gurur
vermiştir.
İslâm öncesi kadınların
geleneksel sos yal yaşamdaki
yerine kısa kısa değindikten sonra ,
onların uzantısı olan yaşam
ve gelenekleri ile köyümüz kadınlarının
onlardan ayrı olan hiç bir yönü yoktur.
İslamı
çağdaş ve demokratik bir biçimde
alğılayan ve kendilerine göre
bir inanç yolu seçen atalarımız ;
kadınları
hiç bir zaman kendi toplumundan ayrı
tutup onları küçük görmemişlerdir. Atalarımız Şaman inançları
ve Manihaizim inaçlarına sahipken- lerlede kadınları ayrı bir yaratık olarak görmemişlerdir. Onlar aile ve iş
hayatının her kademesinde görev almışlardır. Ne
yazık ki atalarımız yaşamlarının
üzerine düşen şeriatın ağır baskısından ve zaman yöneticilerinin zoraki baskıları ile köyümüzdede 1950 li yıllara kadar islâmi inançlara göre bizdede toplum arasına pek sokulmamıştır.
Toplu
misafir gitmelerde bilhassa kadınlar ayrı
odalarda otururlar hatta oturdukları
yerde erkeklerin duyabileceği şekilde
yük- sek sesle konuşmaları hep ayıp
sayılmıştır. Fakat bir
iki ailenin bir araya gelmesi ile yapılan
sohbetler- de kadınlar erkekleri ile aynı
konu üzerinde konuşup tartışabilmekteydi. Bugün
köyümüzde kadın geçmişe nazaran değişen
şartlar ve zamana göre daha özğür ve
hürdür. Evde
oldugu gibi
tarlada, bağda, fabrikada, büroda hatta
yapabilecekleri her işte kendi istem
ve iradeleri ile iş alıp çalışmaktadırlar. Eskiden
beri her ne kadar << Eksik etek - Saçı
uzun aklı
kısa >> , gibi kadınları küçük
düşürücü ve aşağılayıcı
sözler söylene gelse de
kadın üzerinde erkek askısı kesinlikle
yoktur. O neden le kadın evinde hür
ve özğürdür. Aile içinde
kadında erkek gibi edabı üsulün-
de
ve sayğı kurallarına bağlı
olarak söz söyleme hakkınada sahiptir. Köyde ve çevre aşirette kadınlarımız
peçe, çar- şaf gibi Arap kültürünün,
islâmî görünüş altında getirdiği kılık kıyafetlere ilği duymazlar. Kendileri
ne tam kapalı , ne de açık Türk’e
yaraşır şekilde, eski örf adete
uygun giyinirler.
Köyümüzde yaşayan
ve çifçilikle yaşamlarını
kazanan aileden bir kadının günlük
yaşamına kısaca
bir değinecek olursak kadını ailenin
en çok iş yapan ferdi olarak görürüz. O halde insanca konuşma, söz söyleme hakkı olmaması neden .. ? Yaz
mevsiminde
hasat zamanı sabah saat üç buçuk
ile dörtte evin erkeği kalkıp
tarlaya, ekin biçmeye giderken o evin
kadınıda beraber kalkar. Sabah
tarlaya ekin biçmek için çalışmaya
gidecek olanları uğurladıktan sonra,
kendiside evin
işlerine başlar. İlk işi inekleri
sağmak ve sağılan inekler ile
beraber ahırdaki diğer büyük baş
hayvanları köyün belirli yerlerinde
toplanan sığır sürüsüne
kattıktan sonra eve geri döner. Sağdığı sütü süzüp pişi-
rirken varsa bir gün önceden kalan
yoğurdu bir yayıkta yayıp tereyağını
ve tarlada çalışan işçilerine götürmek için ayranını hazırlar . Bu işlerin
bitiminde evini süpüren kadın
tarlaya götüreceği iki öyünlük yemeğin hazırlığına başlar.
Kadının evde kendine yardım edecek kızı varsa kendine düşen işleri azalır. (Her kadın mutlaka bir kızının olmasını
gönül- den ister. Çün kü kız
evde annenin en
yakın arkadaşı, dostu, hatta kadınları
deyimi ile
“ bel kemiği „ dir.) Hazırladığı yemekleri kendi
olanakları ile kuşluk zamanı dediğimiz saat on
sıralarında tarlaya götürür. Tarlada
çalışanlar ile yeme ğini yiyen
kadın biçilen ekinlerin destelerini
yığın yapıp, dökülen başakları toplamak
için tırmık çekmeyle tarladaki
işine devam eder. Kadının tarlada
çalışması ikindi vaktine kadar devam eder. İkindi
vakti geldiğinde akşam
gelecek sığırı eve almak
ve akşam yemeğini hazırlamak içindir. Velhasıl
kelam kadın köyde ilk baharda
işe başlar ve son- baharın sonuna kadar
evde ve tarlada çalışmakla devam
eder.
Çifçilik yaparak geçimini sağlıyan ailelerdeki
kadın- ları işi bununlada bitmez. O yıl ekilen bostan ve ekili
pancarları varsa çapalamak işide
onlara düşer. Tabii doğum kon- trolu olmayan köyde istem dışı doğan çocuklarının
bakımınıda üstlenerekten.
Özetleyecek
olursak , daha
düne kadar köyde yaşayan kadınımız
günlük yaşamımızın her
sefhasında vardı. Hatta günlük
yaşa mımızda erkeklerden daha çok
çalışarak. Ama bu gün kü kadınlarda
eski yaşamdan izlere rastlamak mümkün
değil . Çünkü bugün köyde
yaşayan kadınlar dahi , tıpkı şehirde
yaşayanlar gibi , köye gelen
satıcılardan günlük ekmeğide dahil
her şeyi hazır olarak satın almaktadır. Artık
üç aylık, altı aylık yufka ekmek yapmak, yıllık un, bulgur,
peynir yapmak gibi günlerce zaman
alan işler, nerede ise tarihe karışıp
eskiler ile yok olup gitmiş gibi. Tabiri caiz
ise köydeki kadınlarımız çağı
çoktan yakalamışlar bile.