Memurlarımız - İstatistikler
Üniversitelerde  okuyan  Öğrencilerimizin  listesi :
Doğum ile ilgili adetler
Ölüm ile ilğili Adetler :
Halk ilaçları :
HALAYLARIMIZ - Filimler
SAYA GEZMEK
Erişte Kesmek
Bulgur Kaynatmak
Yufka Ekmek Yapmak
Yarma Hazırlamak
Bağ Bozmak
FARFANE OYNAMAK
Bahattin Tunç :
Eyüp Görgülü :
Halil Tunç :
Haydar Erdoğan
Hüseyin Ergül
Musa Şimşek ve Bektaş
Nergiz  Görgülü
Yakup Tunç :
SÖZCÜKLER :
DEYiMLER :
ATASÖZLERiMiZ
BiLMECELER :

YAŞAMIMIZDA   KADINLARIMIZ

                           

 Köydeki  yaşamımızdaki  kadın  konusuna  değinmeden  önce , köyden  önceki  yerlerde  ve  yıllardaki   Türk  kadınının  yaşam  biçimine  kısaca  değinmek   istiyorum . Bugün  kendimizi  Cumhuriyetin  ilânından  sonra  yeni  ve  modern Türk  ulusu  olarak  tanımlarız . Cumhuriyet  ile beraber Atatürk’ün düşünce ve  inkilaplarıyla  kadın  erkek  gözetmeksizin  Ana- dolu  insanlarına  eşit   haklar  ve   sosyal  bir  düzen  getirilmiştir.  Fakat tarihimizdeki  kadına ,  kadın   haklarına   ve   yaşantısına  bir   bakacak  olursak,  atasına  ve geleneklerine karşı gelen asi torunları olarak bugün kendimizi  tanımlayabiliriz. Orta  Asya’  da  destanlar  yaratan  atalarımız  Türk  destanlarında  kadını  kutsal   bir  varlık, dişi  bir  tanrı   gibi   tanım- larlar.    Türk' lerin   yaratılış  destanında  Tanrıya   insanları  ve  yeryüzü- nü  yaratma  düşüncesini  Ak  Ana  adlı  bir kadın  verir. Türk' lerin  atası   ve   bizim   kendi   mensubu  oldugumuz   boyun  atası  Oğuz’ un  anası

 Ay Kağan’da böyle kutsal bir kadındır.Türklerin Oğuz  boylarında   kadınlar  için “  hanım,  bike, eke, begüm „ gibi  adların  kullanıldığı  görülür. Erkekler  gibi  ata  binip,  kılıç  kuşanan  kadınlar  yöneticilik ve idarecilik görevlerinide yapmışlardır. Türk Şaman  inançlarına  göre  gökyüzü  ve  güneş  kadın,  yeryüzü  ve  ay  erkektir.

Oğuz   boylarında   genç   kızların  değerleri , el   işleri   ve  becerileriyle  değil,  ata  binip   kılıç  kuşanmaları ile  anlatılır. Oğuz  Türklerinde  kadın  giyiminde kapalı değildir. Evde  eşit  haklara  sahip olup , kocası  ile  birlikte  savaşlarada  katı- lırlardı. Öte  yandan  diğer  Türk  boylarından  olan  Kırgız’ların Manas destanında kadın  evin yazğı  ve  namusunun  koru- yucusu  olarak   tanımlanır .  Kadının   evine  ve  yuvasına   bağlılığının   sınırsızlığı   vurgulandıktan  sonra,  kadın  sözünü  önemsemediği   gün   kahramanın  ölümü  oldugunuda  üstüne  basarak   belirtir.  Kazak   Türk' lerinin  Koblandı  destanın dada  kadın  bir  tanrıça   ve   koruyucudur.  Kahramanın  yani  bir  erkeğin  dünyada  en  iyi arkadaşı kadını ve atıdır.

Altay  destanındada   kadının  ayrı  bir  konumu   vardır.  Kahramanlar ( burada  savaşan  erkekler  anlamında)  karısının  veya  kız  kardeşlerinin  bağımlılık  ve  dayanışması  ile  ölümden  ve  kötü  durumlardan  kurtulur. Bütün  destan   kahra- manları  analarından  ve  ablalarından  aldıkları  eğitim  ve  iyi  bir  denetimden  sonra  başarıya  ulaşırlar. Onlara  ilk  yol  gösterenler  anaları  ve  ablaları yani kadınlardır. Anadolu  kültürünü  işleyen  ve  günümüze  ulaşmasını   sağlayan  Dede  Korkut ’ ta  kadınlara  büyük  önem verir . Onun şu şiiri  verdiği  değeri  dahada  netleştirir.

“Beri gelsene, başımın tahtı, evimin tahtı
Evden çıkıp yürüyende selvi boylum.
Kurulu yaya benzer, çatma kaşlım
İkiz badem sığmayan dar ağızlım,
Güz elmasına benzer al yanaklım,
Kadınım, direğim, döleğim. „


derken, hikâyelerinde erkeklerin, haiz oldukları aile ve toplum içindeki bütün haklara  kadınların  sahip  olduklarını belir- tir. Aile içerisinde hür irade ve seçme haklarının olduğuna belirten şu misâli verir.

Kanturalı yiğit bir genç, genç bekâr bir kız ile evlenmek ister. Evlenme isteğini  babası kızına ilettiği  anda  kız  babasına şöyle  ses- lenir; kendisi  ile evlenmek isteyen genç  için: “  Baba  ben  yerimden  doğrulmadan  o kalkmış,  ayağa  dikil- miş  olmal ı;  ben   kara- koç  atıma   binmeden  o  binmiş  olmalı ;  ben  kanlı  kâfir  eline varmadan o varmış, bana baş getirmiş  olmalı „  der. Dede  Korkut’ un  bu  iletisini  iyi  alğılarsak , Türk toplumundaki   kadının   yeri   daha  iyi   anlaşıl- mış   olur. Ne  yazık ki   milletimiz  üzerine  düşen  Arap  milliyetciliğinin  ağır  gölğesi  ve  zorla  islamlaştırılan Türk  ülke- lerinde  olduğu  gibi  Anadoluda’ da  katı   şeriat  uygulamaları  ile toplumumuzda önemli bir yeri olan kadınların  elindeki  haklar alınıp,  toplumdan  soyutlandırılmışlardır.  İslâm  ve  müslümanlık adına;  kadını  horlama  ve  geri  plana  atma başka  kesimlerde  olsa da  kendimize  özğü  inancımız ve hoş görümüzle kendi  toplumumuzda  kadınlara  karşı  bu  gibi  çağ  dışı  davranışları  tasvip  etmemişşizdir.

Kur’an’ daki  çeşitli  ayetlerde ve  Hz Muhammed’ in  bilinçli  olarak  yaydığı  sohbet  ve  toplantılarından  bilhâssa  işaret ettiği  nokta şu   idi.  Orta Asya’ dan  batı  istikametine  ve  güneye  Araplar  üzerine  hızla  yayılarak gelen Türk  milletinin  durdurulması  ve  onların  dünyada  yaşamalarının dünya için felaket olacagını hadislerinde Arap  kardeşlerine  bildirme- sidir. Çünkü ; Türk' lerin   yaşamlarında  kadınların  büyük   yeri  olması, gittiği  yayıldığı  ülkelere bilhâssa Arap  yarımada- sındaki çöl  bedevîlerine  bir örnek  teşkil  edecekti  vede düşünce  ve  zihniyetini de  ileri de   zengin,  hür  ve  serbest  bir  yaşam  içinde  büyümüş  bir  iş  kadını  olan  karısı  Hatice’ nin  yanında  ekonomik  yapısından dolayıda  kendisini  bulun- duğu ortamda  zayıf  hissedip  düşüncelerini   rahatca   yayamıyacaktı. Onun için tek  çare  vardı  oda  kadını  susturmak, onları dışlamaktı.

Bunun üzerine Arap’ ların Türk   ülkelerine   yaptıkları   saldırılarda  milyonlara   varan  göçebe Türk’ ü  henüz   batıya  ula- şamadan çoluk,  çocuk  demeden  öldürmüşlerdir.  O gün kü   soloğanları “ nerede bir Türk görsen öldür baban olsada „ olmuştur.  Kendi   milletine  karşı   içten  savaşamayan  Anadolu' daki  Türk'ler  çeşitli  mezhep  ve  tarikatları  bir birine düşürülmüşler. Genellikle  yönetimlerin  başı  çektiği   bu  kışkırtıcıların  başında   ecnebi   Türk   olmayan   Osmanlı  dev- letinin  yöneticileride  gelir.  Onlarda  Anadolu'  daki   Türk  halkına  Arap' lardan  ayrı  bir  politika  uygulamazlar. Yıllardır  kocası  ile sırt-  sırta,  yan-  yana  savaşan  kadınlar,  islâm  ve  şeriât  adına  geri  plana  atılmışlardır.  Fakat   Anadolu  Türk- men kadınları  okumuş  yazmış  olmasalarda  sanki  her  şeyin   bilincindedirler.  Evde ,  Tarlada ,  dağda  bayırda   hatta, Yavuzun Çaldıran  savaşında  Yavuz’a  karşı  binlerce  Türkmen  kadın  büyük bir savaş vermişlerdir. Bu   savaşta  Yavuz  güçlü   topları   ile  savaşı   kazansada,  savaş  sonrası   şehitler  arasında   gezerken   yan   yana  savaşarak  ölen  çok   sayıdaki   karı   kocanın    birbirine  sıkıca   sarılmış  elleri   ve  bedenlerini   görünce,  tahtı   için   akrabalarının  tümünü  öldürten  gaddar  Yavuz  göz   yaşlarına  hakim  olamamıştır.

1900  yıllarına  kadar  Istanbul’ da  şeriât  kuralları  uygulayıcıları  sarayda  zevki  sefha  içinde   yaşarken , ülkeyi  İngiliz, Fransız  ve İtalyan’lara çaresizlik içinde teslim etme  planları  yavaştan  yapmaya başlamışlardı . O  yıllar  Osmanlı   ordu- sunda  henüz  genç  bir  subay  olan  ve  ülkenin  elden  gittiğini  gören  Atatürk  ve  arkadaşları  ülkeyi, düşmanlardan  ve  Osmanlı’ nın  ihanetinden  kurtarmak  için  kurdugu   Kuvayî   Milliyeye  katılıp  top  yekün  erkekler  ile  cephelere  koşan kadınlar ; o  günkü   Istanbul’ daki  Osmanlı  saray  yönetiminin  Anadolunun  yörelerinde  yaşayan  şeriat  özlemcileri  ve  Osmanlı   yaltakcısı   bazı   şeriâtcılar  değil,  çağdaş  ve  moder  görüşlü  bizim  kadınlarımız  olmuştur. Bunlardan  Kara Fatma’lar sadece bilinen örneklerdir.

Seferberlik  yıllarında  köyden  Kara Musalar sülâlesinden Selli Rahime olarak tanınan Rahime Tunç  Kayseri  Zincidere’ den  aldığı  erzak  ve  cephaneleri  kağnılar  ile  günlerce  yol  gidip  kardeşininde  asker  olduğu  ve  bitlenerek   hastalık- tan  öldüğü  Sivas’ taki askeri  birlige  taşımıştır. Vatan ve millet  için savaşmak, vatanı düşmana vermemek için  yaşlı  ol- masına  rağmen  güçünün  yettiği  kadar yurt  savunmasına  yardımcı  olmak   için  evini  yurdunu  bırakıp  yola  düşmüş- tür. Rahime  karı  köyümüz  kadınlarından  bir örnektir.  Rahime   karıda  diğer  kadınlar  gibi   evinde  kalıp,  şeriat  özlem- cileri  gibi   ne  yapalım   takdirat,  savaşta  erkeklerimiz  yenilirlersede Kurandaki Azhab süresin Allahın emridir gibi;  ne bir düşüncesi   ne de  böyle   bir  inançları  vardır.  (Bu   ayete  göre  yenen  taraf,  karşı   tarafın  karısına  ve   kızına  savaş   ganimeti   olarak  el  koymayı   yerinde  görür  ve  normal   karşılar.)  Ama  bizim  felsefemiz  bunu  kabul  etmez.  Biz  bizim toplumumuz  ve  ailemiz  içinde  bizim düşündüğümüz  kadar kadınlarımızıda düşündüğümüz  içindir ki ;  bizim- le  savaşa  gitmek  onlara   korku   değil   gurur   vermiştir.  İslâm  öncesi   kadınların   geleneksel   sos yal    yaşamdaki   yerine kısa  kısa  değindikten  sonra , onların   uzantısı   olan  yaşam  ve  gelenekleri  ile  köyümüz kadınlarının  onlardan ayrı olan hiç bir yönü yoktur.

İslamı  çağdaş  ve  demokratik  bir  biçimde  alğılayan  ve  kendilerine  göre  bir   inanç  yolu  seçen  atalarımız ;   kadınları   hiç  bir  zaman  kendi toplumundan ayrı  tutup  onları  küçük  görmemişlerdir. Atalarımız Şaman inançları  ve Manihaizim inaçlarına sahipken- lerlede kadınları ayrı bir yaratık olarak görmemişlerdir. Onlar aile ve iş  hayatının  her kademesinde  görev  almışlardır. Ne  yazık ki  atalarımız  yaşamlarının  üzerine düşen şeriatın ağır baskısından ve zaman yöneticilerinin zoraki baskıları ile köyümüzdede 1950 li yıllara kadar islâmi inançlara göre bizdede toplum arasına pek sokulmamıştır. 

Toplu  misafir  gitmelerde  bilhassa   kadınlar  ayrı  odalarda  otururlar  hatta oturdukları  yerde  erkeklerin  duyabileceği  şekilde  yük- sek  sesle konuşmaları  hep ayıp  sayılmıştır. Fakat bir iki  ailenin  bir  araya gelmesi  ile  yapılan  sohbetler- de  kadınlar erkekleri  ile  aynı  konu  üzerinde  konuşup  tartışabilmekteydi. Bugün  köyümüzde kadın  geçmişe nazaran değişen  şartlar  ve  zamana  göre  daha  özğür  ve   hürdür. Evde  oldugu  gibi  tarlada,  bağda,   fabrikada, büroda  hatta   yapabilecekleri   her  işte  kendi  istem  ve  iradeleri  ile  iş  alıp  çalışmaktadırlar. Eskiden  beri her ne kadar <<  Eksik etek - Saçı  uzun  aklı  kısa >> ,  gibi  kadınları  küçük  düşürücü  ve  aşağılayıcı  sözler  söylene  gelse de  kadın  üzerinde  erkek askısı kesinlikle  yoktur. O neden le  kadın  evinde  hür  ve  özğürdür. Aile içinde  kadında  erkek gibi  edabı  üsulün- de  ve  sayğı  kurallarına  bağlı olarak söz  söyleme  hakkınada sahiptir. Köyde ve çevre aşirette kadınlarımız  peçe,  çar- şaf  gibi  Arap  kültürünün,  islâmî  görünüş altında getirdiği kılık kıyafetlere ilği duymazlar. Kendileri  ne  tam kapalı , ne de  açık  Türk’e  yaraşır şekilde, eski  örf  adete  uygun giyinirler.

Köyümüzde   yaşayan  ve  çifçilikle  yaşamlarını  kazanan  aileden  bir  kadının  günlük  yaşamına  kısaca  bir değinecek olursak  kadını  ailenin  en çok iş yapan  ferdi  olarak  görürüz. O halde insanca konuşma, söz söyleme hakkı olmaması neden .. ? Yaz  mevsiminde  hasat   zamanı  sabah  saat  üç buçuk  ile  dörtte  evin  erkeği  kalkıp  tarlaya, ekin  biçmeye  giderken o  evin   kadınıda  beraber  kalkar. Sabah  tarlaya  ekin  biçmek  için  çalışmaya  gidecek  olanları  uğurladıktan  sonra,  kendiside  evin  işlerine  başlar. İlk işi  inekleri  sağmak  ve sağılan inekler ile  beraber ahırdaki  diğer  büyük  baş  hayvanları  köyün  belirli   yerlerinde  toplanan  sığır  sürüsüne  kattıktan  sonra eve geri  döner. Sağdığı sütü süzüp pişi- rirken varsa bir gün  önceden  kalan  yoğurdu  bir  yayıkta  yayıp  tereyağını  ve  tarlada çalışan  işçilerine götürmek için ayranını hazırlar . Bu işlerin  bitiminde  evini  süpüren  kadın  tarlaya  götüreceği  iki öyünlük yemeğin hazırlığına başlar. 

Kadının evde kendine yardım edecek kızı varsa kendine düşen işleri azalır. (Her kadın mutlaka bir kızının olmasını  gönül- den  ister. Çün kü  kız  evde  annenin  en  yakın  arkadaşı, dostu, hatta  kadınları  deyimi  ile “ bel kemiği „ dir.) Hazırladığı yemekleri kendi  olanakları ile kuşluk zamanı dediğimiz saat on  sıralarında  tarlaya  götürür. Tarlada  çalışanlar ile  yeme ğini  yiyen  kadın   biçilen  ekinlerin  destelerini  yığın  yapıp,  dökülen başakları toplamak  için  tırmık  çekmeyle  tarladaki  işine  devam  eder. Kadının  tarlada   çalışması  ikindi  vaktine  kadar devam eder. İkindi  vakti geldiğinde akşam  gelecek sığırı  eve  almak  ve  akşam  yemeğini  hazırlamak  içindir. Velhasıl  kelam  kadın  köyde  ilk  baharda  işe başlar ve  son- baharın  sonuna  kadar  evde  ve  tarlada  çalışmakla  devam  eder. Çifçilik yaparak  geçimini  sağlıyan ailelerdeki  kadın- ları işi bununlada bitmez. O yıl ekilen bostan ve ekili  pancarları  varsa  çapalamak  işide  onlara düşer. Tabii doğum  kon- trolu olmayan köyde istem dışı doğan çocuklarının  bakımınıda  üstlenerekten.

Özetleyecek  olursak , daha  düne  kadar  köyde  yaşayan  kadınımız   günlük  yaşamımızın  her  sefhasında   vardı. Hatta  günlük  yaşa mımızda  erkeklerden  daha  çok  çalışarak. Ama  bu gün kü  kadınlarda  eski   yaşamdan  izlere  rastlamak  mümkün  değil .  Çünkü  bugün  köyde  yaşayan kadınlar  dahi , tıpkı  şehirde  yaşayanlar  gibi ,  köye  gelen   satıcılardan  günlük  ekmeğide dahil   her  şeyi  hazır  olarak  satın  almaktadır. Artık  üç aylık, altı aylık yufka ekmek yapmak, yıllık un, bulgur, peynir  yapmak  gibi  günlerce  zaman  alan işler, nerede ise tarihe karışıp  eskiler  ile  yok olup gitmiş gibi. Tabiri caiz  ise  köydeki  kadınlarımız  çağı  çoktan  yakalamışlar  bile.