Oğuzların yaşadıkları yerler :
Oğuz Boyların listesi :
Boz-Ulus Türkmenleri :
Yeni - Il Türkmenleri
İçtimai Teşkilatları :
İdare tarzları ve Hukuk Nizamları
Göç Nedenleri :
Kayseri'deki Hastaneler :
Fotoğraflarla Kayseri :
Sarıoğlandaki resmi daireler :
TÜRK' LERİN  ORTA ASYADAN  GÖÇ  SERÜVENİ
 

Orta Asya'dan Burunören'e  bir  göçün  tarihi :                                                                                                        

Burunören  köyünde  yaşayan  insanların asıl  ataları  ( ceddleri )  Orta  Asya’ dan   kuraklık   nedeniyle  göç   eden   Oğuz   Türk’ lerine  dayan maktadır.  Bu  neden le   öncelikle  bu  Milletin    yani   Türkmen  denilen   Türk’ lerin  gerçek  atalarının kim olduğuna dair bilğileri  Türk  boylarının  yıllardır  anlata   geldikleri   Türk  destanlarından alıntılarla anlatmaya çalışacağım. (Konuya kitabın inanç  ve   ibadetler  bölümünde de  değinilmiştir.)  Eski  Türk   rivâyetlerinde  ve  Göktürk  destanlarında   yer  alan   yaratılış    destanlarındaki  anlatım  ve  ifadelerden  anlaşıldığına  göre  ilk  Türk dışarıdan  gelen  akın  ve  baskınlarda bütün yakınlarını yitiren kimsesiz, annesi  bir  bozkurt  olan gençden  türemişdir. Bu genç her kış ve  yaz  aylarında  tanrıların   kızları   ile  buluşurmuş.  

 

Sonunda bunlar- dan birisiyle evlenmiş. Bu  evliliğinden olan ilk erkek  çocuguna « Türk » adını vermiş. Diğer kızlar  ile  yaptığı  evlilikten  olan  kızına  ise  « Asena  » yani  Bozkurt  adını  vermiş.  Efsaneye  göre  Türk’  ler  bu  evliliklerin   çocukları   olarak   çoğalıp   bugüne  kadar  gelmişler  ve  Türk’ler  Bozkurtu  sembol   edinmişlerdir. Diğer rivâyetlere göre ilk Türkler; Hazreti  Nuhun  tufandan  sağ   olarak  kurtulup  dünya   üzerindeki    topraklarda   normal   yaşamaya  başladıktan  sonra, kendisi  ile  beraber  sağ  olarak   kurtulan  üç  oğlundan   biri olan « Yafis’  in  »  oğullarındandır.  Türk' lerin   atası  Yafis’ in oğulları ve onların  sülâlesi  aynı  topraklarda  yaşamakta  olan  Çinliler  ile  yüzyıllarca  iç- içe  yaşamışlardır. Bundan dolayı ilk Türk’ ler ile ilğili  bilğileri  genellikle Çinliler  vermektedir. Çinlilere göre, Türklerin esas  kabilelerinden  olan  ve  bugün yaşadıkları  insanlar onun  adı  ile  tanınan  asıl  Türkün  dört  oğlundan  ve  Çin  tarafından  sonradan  gelen  on  Şaman inancından  ve Şaman  olan ceddinden  daha  bahsetmektedirler.

Her iki  kaynaktada  Türkün  asıl  vatanı,  Işık-Göl,  Izık-art’  (Azıgart)  genellikle  yüksek  yaylaları  olan soğuk  temiz  havalı  Çu  mıntıkasıdır. Bu  mıntıkada  ilk defa  M.Ö 11  nci  ve  12  nci  asırda  Çu  devletinide  Türklerin  kurduğu  sanılmaktadır. Tarih öncesine  dayanan bir yaşam  tarzını  ve bu  vesile  ile Çu havzasında  ve  Işık - Göl  sahasında  Türkün  dört  oğlunun,  yazın  yayalalarda,  kışın  şehir  ve  kasabalara  inerek  sürdürdükleri  yaşam  tarzlarını günümüze  kadar taşıyan  bir medeniyetinde var olduğunuda böylece görmüş oluyoruz. “Bu  medeniyeti  yakın  tarihe  taşımanın  bedeli  bu  millete,  yani   Türkün  torunla- rına  ne  yazık ki ;  Osmanlı  devleti   döneminde  oldukca  pahalıya  mal  olmuştur. Eski  yaşam  tarzlarını  yakın  tarihe  kadar, Anadoluda  yaşayarak sürdüren , Türkmen,  Avşar,  Varsak,  Barak  ve  Yörük’lerin yaşam tarzları atalarının yaşam tarzları ile aynıdır. „

Hazar rîvâyetine göre; Işık - Göl çivarında yaşıyan  devletin  başı  ve meşru  hükümdarı  olan «
Türk » ile  Ceyhun’ da  (Aral  tarafında) yede taşı denilen tılısımlı kayanın bulunduğu ve bu   yüzden  savaşlar  yapan  amcazadesi « Guz »  yani  Oğuz yaşamaktadır. Tarihten önceki  devirlerde  büyük  devletler  kuran  Türk  kavimleri  vardır. Bunlardan çok  dikkat  çekenleri  Çinğil  (İçgil) , Subar ( Sibir ), Abar  (İbir), Kang (Keng), Ogur (Gur,Z ile Ogz ve Guz) ve Kumedh isimleridir. Eski  Türk, Çin, İran  ve Yahudi  rivayetlerine  dayanarak  Türk’ ler  hakkındaki  ilk  bilğiler  yazılı  olarak  6. ncı  asırda ile  M.Ö 366 - 558  tarihinde geçen  Göktürk’ler  hakkındaki  Çin  sürümü  ile  8. nci  asırın  ilk  yarısında  yazılan  iki  eserden  alınarak,   Selçuklu   devleti   zamanında  birleştirilip  1126  yılında  “ Mücmel uttavarih va-’l-qisas„ adı  ile  dercolunan  İran  ve  Hazar sürümleridir. Bu iki  eser  Türk’ lerin  ilk  yurtları  olan  Tiyanşan - Aral  bölgesinde  muayyen  şeklini  aldıktan  sonra,  rivayet   ve  Türk  destanla- rındaki  anlatım  ve  ifâdelere göre, Türk’ ler  ile  ilğili  ilk  bilğiler böylece Önasyaya kadar yayılarak gelmiştir.

Ben burada tarih öncesi yaşamış olan Türklerin yaşamlarından daha ziyade 6 ncı ve 8. inci asırlardan sonra kaleme alınmış Türk’lere ait  bilğilere dayanarak, bugün uzantıları Anadoluya kadar gelen onların torunlarının  yaşantılarını, göçlerini  ve göç  serüvenlerini  baştan  başlayıp  günümüze  kadar olan  yaşantıları  ile bugün  yaşayan torunlarına kadar olan, uzantılarına  kısa  ve  öz olarak  değinmek istiyorum. Tarihciler  ve  araştırmacılar  Orta  asya’ dan Türk’ lerin  göç  etmesinin  nedenini  kıtlık  ve  yokluk  olarak  belirtirken ; aynı  savı  doğrular  nitelikte kuraklık  ve göç ile ilğili  Türk mitolojisinde çeşitli efsanelerdede dile getirilip  anlatılmaktadır. Bu efsanelerden  bir  kaçına  kısacada  olsa  değin- mekte yarar vardır. Bu  efsanelerden birisi şöyledir;

Türk’ler yaşadıkları  bölgelerde o zamanlar  oldukca  verimli  ve  bol  bereketli  topraklara  ve  aynı  zamanda  çevrede  oldukca  üstün askeri bir güce sahiplerdir. Bu güçleri  komşusu  Çin’i  korkutur. Bunun  için çareler arayan, Çin hükümdarı  kurnazlık  düşünerek  kızı “ Kiyüliyen’i „ Bugu  Tekin’  in otuz nesil sonrasından torunu olan ve tahta  oturan  Gali Tekin’e vermesi  ile Türk’lerin  kendilerine zarar vermeyeceği fikri aklına gelir. Bu vesile  ile kararını Hakan’a  bildirmesi  için  kızınıda  silahlı  adamlarının  eşliğinde  bir  elçinin  yanına katıp gönderir. Bu  elçi  Ttürk  ülkesine  girdiğinde,  herşeyin  bol  olduğunu ve  bereket  fışkıran  topraklarındaki  mahsülünü  görünce, şaşıp  kalır. Diğer  taraftan  en  önemlisi  Türk’ lerin  kudret  ve  üstün  kahramanlıklarının  nedeninin   Tanrı  Dağı   civarında   bulunan  Kutlu  kaya  adındaki sihirli bir kayadan olduğunu istihbarat edip öğrenir .

Elçi hakan’ın huzuruna çıkıp, hükümdarlarının hediyesi olan  kızı  Hakana  sunduktan  sonra, Hakana  hitaben;  eğer sizde  hükümdarı- mıza  karşılık olarak bir hediye vermek isterseniz giderken  götüreyim der.. Hakan  karşılık  olarak  Çin  hüküm- darına  verilmek  üzere  çok  kıymetli  eşyaları  hediye  olarak  göndermek  ister.  Fakat  kurnaz  elçinin  amacı   o   kıymetli  hediyeler  değildir. Hakan’a : Hakan’ım sizce  pek  kıymeti  olmayan  Kutlu  Kaya  bizce kıymete  geçer  der. Çin’ lilere  karşı  ilği  duyup, kıymet  veren  Hakan, kayanın  kutsal olduğunu, bereketin ve bolluğun kayadan olduğunu bilmediği için, elçinin istediği kayayı gönül razılığı ile verir. Kayanın kendilerine verilmesine çok  sevinen  Çin’ liler  bu  koca  kayanın  üzerine  sirke  döküp,  etrafına  odunlar  doldurup  yakarlar. Yakıldıktan sona parçalanan  kayayı, arabalar  ile  parçalar halinde  Çin’e  götürürler. Kutlu  Kaya’ nın  ülkelerine  geldiğini  duyan sihirbazlar bu kayanın parçalarını yağma ederler. Bu parçalar nereye gitti ise, oralara bolluk ve  bereket  beraberinde gider. Kutlu  Kayanın ülkeden  gütürülmesiyle  Türk  tarafında  ise  istenmeyen  uğursuzluklar  hemen  kendini  göstermeye  başlar. Yedigün  sonra  Yulun Tekin ölür ve yerine  torunlarından  Bugu Tekin geçer.

Türk  yurdu  kayanın  ülkesinden  gittiği  günden  sonra  bereketini  kayıp  eder. O güne   kadar  yemyeşil   olan   her   taraf   sararıp,  ırmak- ların derelerin  suyu çekilir. Gökyüzünün  renği  deşişir. Bu  değişiklik  hayatı  ve   yaşamıda  etkiler.  Bütün  kuşlar, hayvanlar, memedeki  çocuklar; fazla dayanamayıp Göç, Göç! Göç!  diye  bağırmaya  başlarlar. Diğer  taraftan  daha  kötüsü  başlayan  salğın  hastalıklardan insanlar  kırılmaya  başlar. Ümitleri kesilen halk ve Hakan artık tanrı Yer - sularının kendilerinin orada  kalmasını  istemediğini   düşünürler  ve  çadırlarını  söküp,  göç  etmeye  başlarlar. Akşam  olunca  göç sesleri durur, sabah olunca tekrar  yükselmeye başlar ve kalkıp  yola  devam   ederler. Türk’ ler  Tufan  ülkesine   gelene  kadar  göç  sesleri  devam  eder  ve  Tufan’ a  gelince  sesler  kesilir. Artık  orada  kalıp  yerleşirler  ve  oraya    « Beşbalık » şehrini kurarlar. Bundan sonra orada çoğalıp, batıya  doğru  yayılmaya  başlarlar.

Türk’ lerin   meşhur   Ergenekon  destanındadaki  efsanelere göre Göktürk’ ler  ile Tatar’ ların   arası   açılır   ve   aralarında  savaş  çıkar . Göktürk’ ler  bu savaşta hep kırılır. Yalınız İlhan’ın oğullarından « Kıyan ve Nogüz » sağ  olarak kurtulur.Kıyan ve Nogüz savaş bittikten on gün  sonra  saklandıkları  yerden  çıkıp  sağ  kalan diğer kadın ve çocuklarını alarak kaçıp eski yurtlarına giderler. Orada  kalan  at,  deve,  öküz  ve  koyunlarını  aldıktan  sonra  Tatar’ların   bir gün  gelip  kendilerini  bulup  öldüreceklerini  düşünerek   yurtlarını    terk   ederek  kaçmaya  başlarlar. Onlar  için   tek  korunacakları yer kimsenin  gelip  bulamıyacağı  ve  göremiyeceği  her  tarafı   çevrili   dağlardır. Bu   karar   üzerine  dağlara  doğru  yol  alırlar. Çok  gitmeden önlerine bir diş i geyik çıkar. Kıyan ve Nogüz  geyiğin arkasını takip  ederler. Geyik onları dağların tepesinde geldikleri yoldan  başka  hiç  bir  çıkış  yolu  olmayan  düz  bir  yere  götürür. Orada  akarsular,  çimenlik  alanlar,  pınarlar,  meyva   ağaçları  ve  bol  çayırda  otlayan hayvanları görünce çok sevinip tanrılarına şükürederler. Kışın  hayvanların  etini yer , derilerini   giyer, yazında  sütünü  içerek  yaşamlarını  sürdürmeye başlarlar. Orada  tam  dört yüz yı l  yaşarlar. Buraya  gelen  iki   kardeşten  Kıyan’ ın  oğullarına  Kıyat, Nogüz’ ün  oğullarından  bir  bölümüne « Nogüz’ler » diğer boydan kalanlara ise « Dörülgen » derler.

Birgün olur Ergenekon (Şimdiki Talka Demirkapısı mıntıkası ) adı  verilen  bu yerlere artık orada doğup  büyüyen  insanlar sığmamaya başlar. Artık oradan çıkıp başka yerlere  yerleşmenin zamanı  gelmiştir. Zamanın genç  dinamik  başbuğları  atalarından duydukları  o  ata topraklarına dönmek için yollar ve oradan dışarıya çıkmak için çareler aramaya başlarlar. Çünkü Ergenekon denilen yerden dışarı çıkmak için  hiç bir çıkış yolu  yoktur. Bir yol  bulup  oradan çıkmak  için  çareler ararken , içlerinden  oldukca  zeki   biri  olan  demirci  Burteçine  bir  yer  gördüğünü  ve  o  bölgelerin  demir madeni ile kaplı olduğunu söyledikten sonra merakla bekleyenlere tek çarenin , o demirin eritilmesi halinde çıkmak için bir yol açılacağını söyler.

Burteçine’nin söyledikleri  eksiksiz  olarak  yapılır. Dağı  eritmek  için  herkes  seferber olur. Demir  madeninin oldugu  yere  kadar, bir sıra odun, bir sıra  kömür  örerler. Hayvan  derisinden  yetmiş  tane  körük  yaparak  odunları  ateşlerler. Yüksek  ısıdan taşlar ve demir erimeye  başlar  ve  bir  deve geçecek  kadar  dışarıya  yol  açılır. Mart  ayının  dokuzuncu  günü  oradan  büyük  bir  sevinç ile çıkarlar. Aynı gün toplanıp kurtuluş  bayramı yaparlar. Arap’ların (al-turka alkhâqânî" ya) menşeî  ihtibarı  ile (al-turk al-haqîqî ) dedikleri  gerçek hakiki Türk ve esaret ve zulümden demircilik  zenatı  olan  bir  millet  olduklarınıda ispatlamış olurlar. ( Türk’ler daha sonraki yıllardada aynı tarihlerde kurtuluşlarını kutlamışlar ve o günü kurtuluş bayramı olarak  kabul etmişlerdir. )

Diğer  efsane  ve  bir  inanca göre ise;  birgün  Ergenekon’ dan dışarı  çıkmak  için  bir  yol   ararlarken  Asena  adı  verilen  bir dişi   kurt  görürler   ve  bu  kurdu  takip  etmeye  başlarlar. Kurt  bir  delikten  girip  dışarıya  çıkar. Deliğin  yanına  gittikleri  zaman  etrafının  demir  madeni  ile  çevrili  oldugunu görürler. Ondan sonra demir  eritilerek  oradan  çıkarlar. Burada Türk’ lerin  kutsal  saydıkları Asena adlı kurt yol göstermiş olur. (Türk boylarında Türklüğün sembol olarak çadırlarının önlerinde  ve savaşlarda  bayraklarının  üzerinde  kurt resmi veya kurt başı taşırlardı.)  Böylece kurtulup özgürlügüne kavuşan Türk’ler, çeşitli ülkelere göç etmişler ve oralarda  asırlarca  gittikleri  ülkelerde  hükümdarlık,  hanlık  yapmışlardır. Türk’lerin meşhur Ergenekon destanına kısacada olsa değindikten sonra, Batıya  göç eden Türk  boylarından biriside Oğuz’ lardır. Peki kimdir bu Oğuz denen kişi ve Oğuz’lar, diğer bir adı ile Türkmen’ler.

Okumak için lütfen <<
OĞUZLAR >>        tıklayın .