 |
|
 |
|
|
|
|
|
|
|
| Kayseri Valisi |
Nihat
CANPOLAT |
| Kayseri'nin Yüzölçümü |
16.917 (Kilometre kare (km2) dir) |
| Nüfüsü |
732.
410
(Şehir nüfusu) |
| Nüfus dağılımı |
56 (kilometre kareye düşen sayı) |
| Komşuları |
Nevşehir, Yozgat, Sivas, Kahraman Maraş,
Adana, Niğde |
| Dağları |
Erciyes, Koç, Ali Dağı, Yılanlı
Dağ, Binboğa Dağı |
| Ovaları |
Kayseri, Tomarza, Develi |
|
KAYSERİ ŞEHRİNİN
KISA TARİHİ
|
Yüzlerce yıl
önce Ermeni’ lerin yoğun olarak yaşadığı
yurtları olan bugün kü Kappadokia
ülkesini bir Roma eyaleti yapan İmparator Tiberius Agustus’un adından dolayı
şehre Caeserea adını verilir. MS 171 den sonradan buraya
gelen Araplar kendi dillerine göre Kayseriya adı verirler.
Bu
ad Osmanlı Devletinin son dönemlerine
kadar resmi yazılarda da kullanılır. Kayseri
ve bölgesi iç
Anadolu'nun en eski yerleşim yerlerinden biridir. Kayseri
şehrin 22 Km küzey doğusunda Karahüyük (Kül-tepe) adı verilen yerde karum
denilen o dönemlerde Anadolu" nun en
meşhur bir ticaret merkezi haline
getirilip çevrede oluşturulan karum yani
ticaret merkezi sayısı 24 e çıkartılmış. Anadolu
halkının ürettiği malları ve ürünleri alıp kervanlar
ile Mezopotamya’ da , Mezopotamya’
dan aldıkları ürünleri bugün
bizim tüccar dediğimiz tacirler Anadolu"
da ki tek merkez olan Kayseri’de pazarlayıp satarlarmış.
Kayseri ve çevresinde
yapılan kazı ve araştırmalarda MÖ. 2500
den kalma
çivi yazıl ı belgeler bulunmuştur. Ayreten
şehir dolaylarında M.Ö 12. ve 19.
yy. da Asurlulardan sonra yaşamış
olan Hitit
eserlerinede sık sık rastlanılmaktadır. Daha
sonra Frig , Yunan ve Romalı' ların
Kayseri ’ ye eğemen oldukları
görülmektedir. Ne
yazık ki her defasında yönetime
talip olan yönetim meraklıları ve
haraca
bağlayıp kazanç sağlamak isteyen
Krallar,
Sultanlar, Beyler tarafından yakılıp,
yıkılmasına karşın her defasında şehir yeniden imar edilmiş.
Kayseri şehrinin yıllar önce ilk defa kurulduğu yer, şimdiki
şehrin iki km güney batısında , Erciyes
Dağına doğru yükselen bir tepe üzerindedir. Buraya
‘‘Mazaka’’ Mazoca ve
Eusebia
adları verilir. Bunlar- dan birincisi söylentilere
ve gösterilen delillere göre eski
müsevi tarihlerinde Nuh
peyganberin bir torununa sonra Ermeni’ lerin eline geçmesi ile kendi
hükümdarlarından, birine verilen isimdir. Ayrıca bunun Kappadokia Ermeni´
lerinin atası Mosoch’un adından geldiği
kabül görmektendir. İkinci adı
ise ; ele geçen sikkeler üzerinde
görülen Ariarather Eusebes
ile ilgilidir. Roma krallığının hakimiyetinden sonra
Mazaka adı uzun süre tek veya
Caeserea Mazaka şeklinde kullanılmış. Bir
ara imparator Julianus tarafından ceza
olsun diye Caeserea ünvanı ile değiştirilmek
istenmiş. Cografya eserinde
şehrin tanımını yapan Strabon burayı ( Kayseri’nin adını ) yalınız Mazoka olarak yazar.
İmparatorluk
devrinde şehir Kappadokiadaki Ermeni eyaletinin
merkezidir. Valentiüs tarafından bu eyalet
ikiye bölündüğü zamanda, Kappadokia ’nın
merkezi olarak kalmaya devam etmiş. Kızılırmak (Halys)
boylarından, Karadeniz kıyısından ve Toros
geçitlerinden
gelen yollar üzerinde bir düğüm
noktası olan Kayseri daha o zamanlar
ticaret alanında önem kazanır olmuş. Bu
öneminden dolayı Kayseri yüzyıllar
boyunca doğudan gelen saldırılara
maruz kalmaktanda kendini kurtaramamış. MÖ.77 de Ermeni
Tiğranes II. tarafından yıkılan şehir
MS. 260 yılında İran Sasani Hükümdarı Şahpur’un
saldırısına uğramış ve o zaman Kayseri’de
ve çevresinde yaşamakta olan
Yahudi’
lerden
sayısı tam olarak bilinmemekle beraber
bu
saldırılarda 12.000 kadarı burada öldürülmüş. Bu saldırı
sırasında Kayserinin nüfüsunun 400.000
olduğu söylenir. O yıllarda hırıstiyanlık
Kayseri ve çevresinde yaygın durumdadır. Merkezde
ortodoks Rum’ lar çoğnlukta
olurken çevresinde
Hristiyan ortodoks Ermeni’ ler yoğunluktadır fakat
daha sonraki yıllarda gerilemeye başlamış.
Şehirde
Theodosius çağından kalma eserler
ve anıtlar büyük
yıkım görmüş. Ondan sonra gelen Justinianos zamanında
ise bir kalkınma olmuş ve Kayseri
şehrinin etrafı bir sur ile çevrilerek muhafaza edilmiş. Sonra Türk’lerin ve Ermeni’
lerininde Zorzot adı verdikleri eski Kayseri’ den
bugün hiç
bir iz kalmamıştır. Doğu
Roma çağından kalma tapınakların
yerlerini bile
bulmak mümkün değildir. Eski Kayseri’nin
ne zaman bırakıldığı konusunda kesin bir bilğide yoktur.
Bazı
yazarlar şimdiki kalenin ve izleri bulunan surların, sonra yapılan
onarıım ile Justinianos çağından
kalma olduğunu kabul ederlerken, bazılarıda
bunların
sonradan yer değiştiren
şehir çevresinde müslüman Türk
hükümdarları tarafından yaptırıldıgını
yazarlar. İslâm kaynaknakları Kayseri kalesinin fethinden bahseder.
Fakat bunu şimdiki kale ve sur
ile ilğili olup olmadığına
dir bir açıklama getirmezler. Kayseri
VII. yüzyılda doğu Anadoludaki bütün şehirler
gibi arap ordularının saldırısına
uğrar.
Rivâyetlere göre dördüncü
halife zamanında halife olan Hz. Ali’
nin
kumanda ettiği arap ordusu tarafından Kayseri Arap'ların eline
geçer. Bir ordu komutanı olan Hz. Ali burada yenilgiye
uğrayan Kayseri Rum kralının kızı
ile evlenir. Bu vesile ile İslâmı
önce kralın kızı sonra kralın
kendisi, akrabaları ve sarayda yaşayan
yönetimde etkili eşrafın kabu
etmesi ile ilk islâmlaşma hareketide
başlatılmış olur. Diğer taraftan tarihciler, seyyahlar ve araştırmacılara göre Konstantine yani
o tarihlerde İstanbul
ve çevresinde hüküm süren Bizans’ın (Rum’un) üzerine sefere giden Arap islam orduları Kayseri’den
geçmiş. Daha sonra aynı milletin
orduları tarfından Arapların hışmına uğrayan
Kayseri M.S 690 da Abdulmelik otuz altı (36)
yıl sonra M.S 726 da
Mesleme, üç yıl sonra 729 da Said
bin Hişam ve aradan dört yıl geçtikten sonra yine M.S 733 de Süleyman bin Hişam
tarafından kısa bir süre içinde
olsa işğâl edilmiş.
Kayseri’yi
Bizanslardan Türklerin ne zaman ve
nasıl aldığı hakkında her hangi
kesin bir bilği
bulunmamaktadır. Sade bilinen Malazgirt savaşından (1071) sonra Türk'lerin
hakimiyeti
altına girdiğidir. Selçuklu' lar ve
Danişmend'
ilerin hakimiyetinde olduğu söylenir. Bu
söylentiye göre Kayseri Tursan Bey tarafından
alınarak
Melik Danişmend Ahmed Gazi’nin hükümetine
katılmış. Böylece Tursan Bey Kayseri’nin ilk valisi olurken daha sonra 1094 yılında yerine vali olarak Gümüş Tiğin Gazi geçmiş.
Kayse- ri orta çağ tarihinde en
parlak dönemlerini Selçuklular zamanında
yaşadı. Şehir değerli anıtlar ile süslenir. XII.
yy sonlarına doğru Kayseri devletini
on iki oğluna taksim eden II. Kılıç
Arslan’ın
öteki oğulu Rükneddin Süleyman’ın
eline geçti. Ölümünden sonra,
küçük yaşta yerine geçen
oğlu amcası Gıyaseddin Keyhüsrev
I. tarafından tahttan indirildi. 1210 – 1211 yıllarında Gıyaseddin
Keyhüsrev’ in Bizanslılar ile yaptığı
savaşta ölümü üzerine, Malatya’da vali olarak
bulunan oğlu İzaddin Keykavus çağırılarak tahta çıkartıldı.
Fakat Ermeniler ile iş birliği yaparak kardeşi Aladdin Keykubat
Ermeni II. Levon ile kendisini Kayseri’ de kuşattı.
Şehrin valisi Celaleddin, Levon’u değerli hediyeler karşılıgında geri dönderdi. Bunun üzerine yalınız kalan
Keykubad I. kuşatmayı kaldırmak mecburiyetinde kalıp geri çekildi ve . 9 yıl sonra
İzzeddin Keykavus’ın ölümü
üzerine I. Aladdin Keykubat Selçuklu
tahtına çıktı.
Alaeddin
Mogol saldırılarına karşı
tedbir olarak bozulan Kayseri surlarını onarttı. Şehirde gerek
Aleaddin gerekse Gıyaseddin Keyhüsrev II.
zamanında Selçuklunun siyasi gücü
azalmaya başladı. 1243 yılında
Anadoludaki Mogol akınlarına
karşı Kösedağ savaşında
başarısız kalınmasının
ardından Mogol orduları Baycu Noyan
kumandasında
içanadolunun içlerine doğru yayılmaya
başladı. Emir Şemsettin’ in koruduğu
Kayseri 1244 - 1245 yıllarında Moğollarca
işğal edilip, yakılıp ve
yıkıldı.
Fazla direnmenin fayda sağlamayacağını düşünen Selçuklu hükümdarlığı her yıl haraç ve verği vermeyi
kabul etmesi ile başka saldırılara maruz
kalmaktan geçiçide olsa kurtuldu.
Şehir yavaş yavaş kalkınmaya başlarken, daha
sonraki yıllarda Moğolların baskısında
bıkan şehir ve çevrede yaşayan eşraf,
Mısır’daki Memluk Sultanı Melüküz- Zahir
baybars’dan
Moğolların Kayseri’ den atılması
için yardım istediler. Bunun üzerine
1277 yılında Moğollara karşı Elbistan’da
giriştiği savaşı kazanarak Kayseri
’ye kadar gelip
kısa bir süre sonra geri döndü.
İlhanlılar döneminde Anadoluya tayin ettikleri
genel valiler XIII. yy sonlarına doğru Kayseri’de sikkeler bastırdılar. Fakat bir süre sonra hakimiyet ve yönetim 1335 yılında Emir Eratna’nın
eline geçti.
Eratna önce Sivas’ı arkasından
Kayseri’yi ikinci başkent yaptı. Yeni
kurulan bu Eratna devletine ancak 1381 yılına kadar
devlet merkezi olarak kaldı. Eratna’nın
torunu olan Ali Bey, zamanında Karamanlılar
Kayseri’ ye saldırınca dayanmaya aklı
kesmeyen Ali Bey Sivas’a çekilip
Kayseri’ nin savunmasını Kadı Burhanetti’ne
bıraktı
fakat Kadı Burhanettin’de kendini
hükümdar ilân ederek Sivas’a
döndü ve Sivas’ta yaşamakta olan kız kardeşinin oğlu olan (Yeğeni) Şeyh Müeyyedi-i vali olarak Kayseri’ye gönderdi. Etkin ve güçlü konuma
gelen Kayseri’nin yeni valisi Şeyh
Müeyyed dayısına karşı isyan etti. Bunun
üzerine kızarak Kayseri üzerine yürüyen Kadı Burhanettin isyanı bastırıp
isyan eden yeğeni Şeyh Müeyyedi
idam ettirdi. Kadı Burhanetti’in ölümünden sonra şehir 1398 yılında Osmanlı
Hükümdarlarından II. Beyazıt’ın
eline geçti fakat yine doğudan gelen Timur saldırıları
sırasında
bölgeye Karamanlılar sahip oldular. Daha sonra
Dulkadırlı Nasırüddin Muhammed
Karamanlılar ile savaştı. Sonra şehir
Memluklu Sultanşnşn buyruğu altşna girdi. Kayseri’yi
eline geçiren Memluklu
sultanş El- Melikül Müeyyed burasşnş
1419 yılında Nasırüddin’e
zeamend olarak verdi. İşte bundan sonra Kayseri iki
Türkmen beyliği olan Karamanlılar ve
Dulkadırlı’lar arasında
sık sık el değiştirmeye başladı. Dulkadırlı’lar Karamanlı’
lara karşı Osmanlı devletinden yardım istedi. Bunun
üzerine Osmanlı
devleti 1430 yılında kaleyi kuşatıp
Dulkadırlı'
lara destek verdi.
Karaman oğlu
İbrahin Bey önce kendilerinin olup
fakat ; babası Mehmet Beyin Memluk Sultanına
karşı gelmesi ile Kayseri’ yi
ellerinden alıp Dulkadırlılara verilmesinden dolayı İbrahim Bey Kayseri’yi geri vermesi için Memluklu
Sultanından ricada bulun du. Önce iyimser bakmasına
karşın Memluklular sonradan vermekten vaz geçti.
Olumlu bir cevap alamıyacagını
bilen İbrahim Bey, red cevabını alır almaz Kayseri üzerine yürüyüp 1434 yılında şehiri zaptetti fakat bu durum
zaten iyi olmayan Osmanlı’lar ile Memlukluların
arasının açılmasına neden oldu. Dulkadıroğlu Nasıruddin Bey Memluk Sultanına itaatlı iken Kayseri
kendi idare ve yönetimlerinde kaldı. Fakat Memluk Sultanı Melik Eşref ‘e karşı olup aleyhinde
faaliyet gösteren Can Bey Sofu
sıkışarak Anado- lu' ya kaçtı.
Nasırüddin bey Can Beyi yakalatıp
hizmet karşılığı olarak Memluk Sultan’ından para istedi. Memluk Sultan’ının ret etmesi
üzerine Can Beyi serbest bıraktı. Bu aradadaki kızışmayı fırsat bilen Karaman oğulları para karşılığı Kayseri’yi Memluklu Sultanı’ndan satın almak istedi. İki
düşman arasında sıkışıp
kalan Dulkadır’lılar Osmanlı
devletinden yardım talebinde bulundu. Bunun üzerine II. Murat (H: 840) Cemalziyelevvel (Aralık) 1434 yılında Osmanlı devleti, Osmanlı
arazisine tecavüz ettikleri gerek- cesi
il e Karamanoğullarına karşı Dulkadıroğullarına askeri yardımda bulundu. Burada şunu
iyi bilmek
lazım. Gerek Dulkadır’lı- lar gerekse
Karamanoğulları Oğuz Türk’lerinin Avşar
olan Türkmen boylarındandır. ( İleride bu
konulara sırası geldikce deği- nilecektir.) Bu
iki askeri güç Kayseri’yi Karamanoğulları’ndan
kurtarıp tekrar ( H: 840) 1436 yılında Dulkadır’lılara verildi.
Fakat kale üzerinde ve bazı yerlerindeki kitabelerde aynı tarihlerde ve yakın
tarihlerde gerek Karamanlı’lar, gerekse
Dulkadırlılar hakkında yazılmış kitabelere rastlanmaktadır. Burada Osmanlı’ların esnek davranıp iki taraflı oyna dıkları anlaşılmaktadır.
Fatih
Sultan Mehmet 1465 yılında Konya’yı alıp Karaman oğulları beyliğinin yönetimine son verince Kayseri’nin Dulkadırlılara geç-
tiği görülmektedir. Daha sonra II. Beyazıt
devrinde Osmanlı - Memluk rekabeti sırasında
Mısır ordusu bir ara Kayseri’yi kuşattı. Daha sonraki
yıllarda İran’da kurulan Sefafi
Türk devleti ( Şah İsmail’in
Türkmen’ lerden oluşturduğu ordusu ) kuvetleri
1508 yılında Kayseri’ ye bir
akın yaptılarsada kendileri gibi Türkmen olan Dulkadırlı’ların
buradaki varlığına son veremediler.
Olaylar ve gelişmeler bu beyliğin
hüküm sürdüğü topraklar
üzerinde bitip tükenmek bilmedi. Kardeşi
Şah Budak’ ı öldürüp yerine geçen Bozkurt isimli
Alauddevle Dulkadırlıların beyliğini
elde ettikten sonra Memluklulardan arka alıp kışkırtmalar ile
yardımlarını
gördüğü kızı Ayşe
Hatunu Osmanlı Sultanı II. Bayezit ile evlendirip Rabıtasını kuvetlendirmiş olsada (Yavuz Sultan’ın
annesi ) Osmanlı devletine karşı
cephe aldı. Turnadağ
muharebesinde Osmanlı birlikleri karşısında
büyük bir yenilğiye uğrayan Alauddevme yakalanıp
dört oğlu ile birlikte başları
kesilerek kendilerine arka veren Memluk
Sultanına
gönderildi . Böylece (H:921)
1515 yılın da Kayseride hüküm süren Dulkadıroğullarının beyliği Osmanlıların eline geçti.
“(Yavuz
Sultan Selim' in seferden dönüşünde
Alauddevle Beyi idâm edilmesi ile
annesininde mensup olduğu Dulkadır oğullarının bu bölgedeki varlıkları ve
faaliyetleri sona ermiş oldu. ( Bazı tarihci
ve araştırmacılar Yavuz Sultan Selim’in
annesinin Trabzon Rum Pontus kralının
kızı oldugu ve saraydaki takma adı ile Ayşe’nin II. Bayazıt ile evliliğinden doğdugunu
yazmaktadır. ) Kırşehir’in
Hacıbektaş ilçesindeki Balım
Sultan ile Kayseri - Sivas arasındaki
bir çok köprü Dulkadırlı'
ların eserleri arasındadır. (Bunlardan
Karaözü’deki Kızılırmak üzerine
yapılmış olan Şahruk köprüsüde
Alaüddevle Beyin oğlu kör Şahruh tarafından
yaptırılmıştır.)) „
Daha sonra 1600 da Celâlî
Karayazır Halim Şah, hükümet kuvetlerini
Kayseri ovasında girdiği savaşta bozguna uğratıp Hacı İbrahim Paşayı kaleye kapanmak zorunda bıraktı. 1624
yılında asi Abaza Hasan kuvetleri
sadrıazam Çerkez Mehmet Paşa tarafından , bu yöredeki
Karasu denilen yerde dağıtıldı.
1649 da Kayseri’yi
ziyaret eden meşhur Türk seyyahlarından Evliya Çelebi
eski Kayseri’nin dağ eteginde yüksek
bir tepe üzerinde bulunduğunu, yeni Kayseri’ nin buradan 8.000 adım kadar uzak bir yerde ve ovada kurulduğunu kale içinde zahire
anbarları ve 600 hane oldugunu yazmaktadır.
Evliya Çelebi' nin gelişmiş bir şehir dediği Kayseri’de deri sanayi ileri durumdadır. Pastırma daha o
yıllarda yapılıyordu. XIX yy. da Kayseri’
yi
ziyaret eden Moltke ve Neumann gibi Alman
gezginler, Kayseri’ yi Anadolunun en güzel
şehirleri arasında sayarlar. XIX yy.
başlarında (1813) Kinneir Kayseri
nüfüsunun 25. 000 kadar olduğunu yazarlar. Bunun;
| Ermenilerı |
15.000 |
| Rumlar |
300 |
| Yahudi'
ler |
150 |
sayısını geçmemektedir.
Başka bir gezgin ve tarihci olan
Texier 1834 yılında yapılan bir
sayıma dayanarak |
| Müslüman
Türk sayısı |
10.000 |
| Ermeni
sayısı |
1.500 |
| Rumların
sayısı |
400 |
|
olmak üzere
toplam nüfüsunun 11.900 kadar oldugunu yazmaktadır. Buna göre nüfüsun 60.000 kadar olduğu sanılmaktadır. Buna karşılık bir kaç yıl sonra Kayseri’den geçen, Ainsworth şehrin nüfüsünu
Texier’inkine göre ancak üçte bir olarak geçer. Barth’ın 1858 de ev sayısı Texier’inkinden az
farklı olduğu göze çarpar. (10.000) XIX yy.ın sonunda Cuınet şehrin nüfusunun 72.000 oldugunu
bildirir. Bunun ; |
| Müslüman |
45.
300 |
| Ortodoks |
14.
400 |
| Gregoryen |
9. 000 |
| Protestan |
1 .200 |
| Katolik |
400 |
Nüfusa
saiptiler.
XIX yy. ikinci yarısında Kayseri’ de bazı
yabancı dini kurumlar merkezi oldu. Talas’
ta Amerikan ve Cizvit kolejleri ile Zincidere’
de Rum
öğretim kurumları vardır. Bu kurumlar birinci
dünya savaşına kadar varlıklarını sürdürdüler. Daha
sonra göç ve diğer nedenlerden
dolayı şehirdeki hiristiyan nüfüs
sayısı azalmıştır.
Savaştan önce Kayseri’de
şehrin ticari faaliyeti gelişmiş durumda
idi. Kayseri’de halıcılık dokumacılık, dericilik, ve bakırcılık ile uğraşılır. Kayseri bütün Anadolu
şehirleri gibi bakımsız kaldı. Kurtuluş savaşı
ve takip eden yıllarda şehir yarı yıkık
şekilde idi. Cumhuriyetten sonra Atatürk’
ün yatırımları Doğu ve içanadoluda
başlatması ile yapımına başlanan
demir yolu Kayseri’ nin kalkınmasında
etkili oldu.
Demiryolu 1927 yılında Ankara’dan
Kayseriye ulaştı. Daha
sonraki yıllarda Kayseri - Sivas - Samsun hattı (1930)
ile Kayseri Karadeniz, Kayseri (Boğazköprüsü) - Ulukışla hattı 1933 ile Akdeniz
kıyısına bağlandı.
Sonra her türlü
motorlu ulaşım araçlarının geçmesine elverişli şoseler yapıldı. Büyük sanayi gelişti. 1935 te Kayseri’de büyük bir
pamuklu dokuma fabrikası kuruldu. Sonra buna diğerleri
eklendi. Buna parelel olarak, şehir nüfüsuda
her geçen gün artmaya başladı. Buna göre:
|
|
Sayımın
yapıldığı Yıl :
|
Nüfusu :
|
|
1935
|
46. 000
|
|
1950
|
65. 000
|
|
1960
|
1000. 000 - 102. 596
|
|
1965
|
126. 653
|
|
1990
|
425. 000
|
|
2000
|
1. 060. 694
( Toplam nüfusu)
|
|
|
sayısına
kadar çıkmıştır.
Kayseri geçmiş devirlerde devlet ve genel valilik merkezleri rolünü Sivas ile paylaştıktan sonra Osmanlı hakimiyetinde Karaman eyaletinde bir sancak (Liva) merkezi oldu. 1864 de Ankara
vilayetine bağlandı. İkinci meşrutiyetten
sonra bağımsız sancak halini
aldı. Cumhuriyet devrinde ise vilâyet haline getirilmesi ile Develi , İncesu gibi iki kazası (İlçesi)
bulunan Kayseri’ye 9 ilçe daha eklendi. Bugün
ile bağlı ilçe sayısı 15 dir. |
Kayseri
iline bağlı İlçeler ile ilğili
kısa bilğiler. |
|
İlçenin
Adı :
|
Kuruluş
Yılı
|
Toplam Nüfusu
|
İlçe Nüfusu
|
Yüzölçümü
|
Belediye Sayısı
:
|
Köy
Sayısı :
|
İlçe
Kaymakamı
|
Belediye Başkanı
:
|
|
Akkışla
|
1987
|
9. 864
|
3. 265
|
546
|
3
|
6
|
Zeyit Şener
|
Ahmet Tunel
|
|
Bünyan
|
1894
|
39. 542
|
12. 510
|
1. 358
|
26
|
|
Ertuğrul Kılıç
|
Ahmet Yaşar Toktaş
|
|
Develi
|
1870
|
70. 893
|
35. 084
|
1. 887
|
5
|
45
|
Aydın Akkor
|
Recep Özkan
|
|
Felahiye
|
1957
|
16. 650
|
6. 105
|
412
|
3
|
9
|
Mehmet Boztepe
|
Gürsel Kısır
|
|
Hacılar
|
1990
|
20. 896
|
19. 655
|
194
|
1
|
3
|
Zeki Arslan
|
Ahmet Herdem
|
|
İncesu
|
1901
|
22. 616
|
8. 511
|
872
|
3
|
13
|
İlhan Turgut
|
Zekeriya Karayol
|
|
Kocasinan
|
1989
|
321. 032
|
272. 939
|
1. 452
|
9
|
41
|
Nadir Kılıçarslan
|
Bekir Yıldız
|
|
Melikgazi
|
1989
|
311. 322
|
263. 453
|
454
|
8
|
9
|
Mesut Demirkol
|
Menduh Büyükkılıç
|
|
Özvatan
|
1990
|
10. 482
|
7. 105
|
320
|
2
|
4
|
Mehmet Boztepe
|
Nurettin Almak
|
|
Pınarbaşı
|
1861
|
35. 388
|
12. 075
|
3. 383
|
3
|
115
|
İbrahim Özefe
|
Servet Mucuk
|
|
Sarıoğlan
|
1960
|
27. 801
|
5. 242
|
599
|
6
|
19
|
Erdinç Yılmaz
|
İsmail Çelebi
|
|
Sarız
|
1946
|
14. 596
|
4. 404
|
1. 220
|
2
|
36
|
Şükrü Özcan
|
Hasan Aktürk
|
|
Talas
|
1987
|
55. 509
|
34. 879
|
329
|
4
|
18
|
Ekrem Çalık
|
Rifat Yıldırım
|
|
Tomarza
|
1953
|
35. 808
|
10. 963
|
1. 485
|
3
|
46
|
Selçuk Aslan
|
Yusuf Teke
|
|
Yahyalı
|
1954
|
43. 203
|
22. 665
|
1. 546
|
2
|
28
|
Ethem Acar
|
Yakup Tezcan
|
|
Yeşilhisar
|
1947
|
24. 830
|
13. 586
|
986
|
1
|
21
|
Süleyman Tapsız
|
Abdul Kadir Akdeniz
|
|
|
|
|
|
 |