 |
|
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
|
|
|
AVŞARLAR :
|
Oğuz Türklerinin 24 boyu arasında gerek sayıca
gerek oynadığı tarihi rol bakımından en önemli bir aşirettin adıdır. Çevik, avı seven, canavara,
kuşa hevesli
anlamındaki Avşar kelimesi Anadolu’da yer adı olarak çok
kullanılan bir kelimedir. Anadoluda Avşar boy-
larına ait XVI. yyıllarda 86 yer tesbit edilmişken
1934 yılında harita genel müdürlüğünün
yaptığı ilk baskısında Türkiye
haritası üzerinde Avşar adı ile on bir köy, bir
dağ, bir akarsu, bir yayla tesbit edilmiştir. Daha büyük ölçekli bir
haritada bu sayılar tabiki art- mış olarak görülecektir.
Avşar adı, Divanül Lügat it Türk’teki 22 Oğuz boyu listesinde, Reşideddin’in eserindeki listede ve Yazıcıoğlu’nun bir çok eser, kaynak
ve araştırmalarından elde ettiği geniş kapsamlı
eserlerinde 9. uncu sırada adı geçerken
Ebul Gazi, Fahrüddin, Mübarek Şahı’ın kendi adını
taşıyan yazılı tarihinde adı geçmektedir.
Adı geçen yazarlardan ilk üçü Avşar kelimesinin anlamını “ işlerini çabuk yapan „ anlamında olduğunu söylerler. A. Vambeye göre ise;
bir yerde “ toplayıcı „ bir başka
yerde “ Zaptiye, mubaşir „ anlamını
verir. G. Nemeth adındaki Macar asıllı
tarihci yazar ise; bu kelimelerin doruluğunu
ıspatlamak
yerine, kelimenin bugün Kırım
kazan
lehcesinde “ müsaade etmek, itaat etmek anlamına
gelen « Avş »
fiilinden geldiğini bunun için itaatlı demek, olduğunu iddia eder.
Büyük fetihler ve göçlerden önce, Sır -Derya bölğesi
ile onun kuzeyinde yaşayan Oğuz
boylarının, bir kısmı toprağa
bağlanarak aynı ırmağın kıyısında şehir ve köyler kurdular.
Kaşğarlı Mahmud’a göre «
yatuk »
adı verilen bu çifçi
ve tüccar Oğuzlar’ dan bir kısmı Avşarlardandı. (Türkmen’ler içinde yatuk kelimesi kullanılırdı.) X.yy. da Coğrafyacılardan El- Makdisi’nin Türk sınırında, Avşar adlı bir köyden bahsetmeside bunun bir delilidir.
Avşarların ilk göçleri hakkında
fazla belirli bir bilği ve tarih yoktur yalınız
XI. yyın sonunda
ve XII. yyın başında
Avşar’ lardan olan Aksungur
ve oğlu İmadeddin Zenği’nin büyük
bir Avşar topluluğu ile beraber Suriyeye göç ettikleri bilinmektedir. XII. yy.ın ortalarında reisleri Ay-Doğdu
bin Arslan idaresindeki bir başka büyük Avşar topluluğu Huristan’a geldiler.
Ay
- Doğdu Huristan’ı buranın hakimi
Melih Şah bin Mahmud’ un ölümünden
sonra, bağımsız bir hükümdar
gibi idare etti. Fakat 1175 yılında ölümü üzerine çıkan karışıklıklardan sonra, buradaki Avşar soyu, ortadan
kalkarken büyük Selçuklu İmparatoru Sultan Sancara Oğuz’lar her yıl yirmi dört bin koyun yani her kabile için yüz koyun vermeye mecbur edilmişti.
Çünkü Sultan Sancar’a bağlı olan 24 Oğuz boyu vardı ve muhtemel olarak
bu 24 bin koyun verme mecburiyeti Oğuz
boylarının sayısına göre tayin
edilmişti. Avşarlar bu 24 bin içinde gerek
sayıca, gerek değerce ayrı bir önem
taşıyordu. Oğuz’ lar bu verğinin ağırlığı
yüzünden Sultan Sancar’a isyan ettiler. Bu
isyanlar Sancar’ın esir edilmesine
ve Selçuklu imparatorluğunun çökmesinede
sebeb oldu. İşte bu büyük Oğuz isyanında Avşar’lar
bölgede çok önemli rol oynadılar. Bugün kü İran, Türkiye, Afganistan
ve Azerbaycan topraklarında azınlıklar halinde, hala bu boya mensup kabileler yaşamaktadır.
XI. yüzyıllardan ihtibaren adından en çok söz ettiren Oğuz boylalarındır. İslamiyetten
öncede seslerini duyuran bir boydur. Avşar ve Salur’ların Denş-i
Kıpçak’dan yani Seyhun boylarından
Huzistan ve Kuh- Gıllu’ye 1135 yıllarında Cok dağında
yaşamaktaydılar. O zaman Avşarların başında Arslan Oğlu Yakub
bulunuyordu ve bu Bey Huzistan’da oturuyordu. Salur
Beği Mevdut oğlu Sungur ise Boz- Abanın Sultan Mesud ile yaptığı savaşta öldürülmesi
üzerine Fars’a hakim olmuştu. Yakub Beğ Farsa hakim olmak ve Sunkur’ u idaresi altına almak için bir kaç defa Salur Beği
üzerine yürümüşsede bozğuna uğratılmış ve 1152
yıllarında Yakub Beğ’in ölümü üzerine Huzistan’daki
Avşar’ların başına Şumlu
lakablı iley – Doğdu geçmiştir. ( Küş- Doğan oğlu )
Şumlu Yakub Bey zamanında Huzistan’ın
ve Luristan’ın bazı yerlerini idare ediyordu. Şumlu’ya ilk
yakın olan
Sultan Mesud’un beylerbeyi (Beyler beyi)
olan Has Beği görüyoruz. Has Beğin hile
ile 1152 yılında öldü- rülmesiyle, Şumla
(Aydoğdu) zekasu sayesinde canunu kurtarup, Huzistana
geri döndü. Bu esnada burasu Selçuklu’lardan Melik Şah Muhammed’in eline geçmişti. Fakat Şumla mücadelesinden vazgeçmedi ve küçük
Luristan emirlerinide hakimiyeti altına
aldı. O yıllarda Bağdad’
daki Abbasi halifeliğinde gelişen
bu durumdan faydalanaıp topraklarınıda
genişletmek istiyordu. Zayıf bir
kişiliğe sahip Melik Şah elinden Huzistan’ı
almak için 1155 yılında bir
ordu gönderdi. Fakat Şumla halife kuvetlerini (Receb-Eylül) ayında bozguna uğratarak kumandanlarını esir aldı. Her nedense daha sonra Şumla esirleri
ve kumandanlarını Bağdad’a geri
gön- derip Halife’den özür diledi.
1156
yıllarında Selçuklu hükümdarı
Sultan Muhammed halifeye hakimiyetini tanıtmak
için Bağdat’ı kuşattığı
sırada , Halife’nin kışkırtması ve
tahrikleri ile Azerbaycan hakimi İl - Deniz
ve diğer bazı emirler tarafından
Melik Şah Sultan ilan edilmiş başşehir Hemedan ele geçirilmiştir. Bu arada Şumla’da Melih Şah taraftarı olarak
Hemedan’a geldi. Bir yıl sonra Şumla’nın
Halifenin emirle- rinden Kaymaz’ı yenip onu Sultan
Muhammede göndermesiyle halifelik Avşar
beyi üzerine 1159 yılında büyük
bir ordu gönderir. Fakat Şumla karşılık vermedi. Melih
Şah yanına Heme dan’lı Sunkur
ve Kovdan
gibi büyük taraftarı olan emirleri yanına
alarak Huzistan’a girdi. Şumla karşı çıkmışsada yenilgiye uğradı. Huzistanı ele geçiren
Melih Şah Fars’ıda almak için
harekete geçti. ( Ibn- ul - Esir Syf. 106-107 ) fazla dayanamıyacağını anlayan Şumla Fars hakimi Zenği gibi Melik Şahın emiri olmaya mecbur oldu.
Aynı
yıllarda Selçuklu hükümdarı
Sultan Muhammed’in ölümü üzerine, tahta
geçmesi için Melik Şahı davet ettiler. Bunun üzerine Melik Şah yanında, Şumla ve Zenği ile Isfahan’a geldiler. Orada
bazı emirlerinde katılması ile
Melik Şah’ın adına hutbe okunmasını halifeden istedi. Fakat az sonra zehirlenerek öldürüldü.(Pek tabiki her zaman olduğu gibi
din adına söz sahibi olan Halifenin tertip
ettiği suikast sonucunda) 1160 yılında Selçuklu tahtına Aslan
Şah geçti fakat bütün yetkilikiler
İl-Deniz’in elinde bulunuyordu. İlk yıllar Rey hakimi emir İnanç’ın
muhallefeti ile karşılaşsada oda çok geçmeden kendisine kurulan
tuzağa düşürülerek ( bir suikast sonucu ) ortadan
kaldırıldı. Şumla Fars hakimi Salgurlu Zenği
gibi Arslan Şahı tanıdı ve Melik Şahın oğlununda
atabeği oldu. 1166 yılında Şumla’nın
yeğeni yani Şenkâ aralarında dünürlük kurulmuş olan Basra
vâlisi Menğü Bars’ı helifenin
öldürtmesine kızarak Basra ve
çevresi ile Vâsıt taraflarında
yağmalarda bulunurdu. Bunun üzerine Vâsıt
vâlisi Hutlu - Bars askerlerini toplayarak
Şenkâ oğlunun karşısına
çıktıysada yapılan çarpışmada
bozguna uğrayıp öldürüldü.
Şenka Oğlu
ertesi yıl Basra taraflarını
yeniden yağmaladı. Aynı yılda Şumla da harekete
geçerek Bağdad yörelerinden el-Mahki’ye
geldi ve Halifeden bir miktar toprak istedi. Şumla Halife’ye
Sultan Arslan - Şah’ın, Melik Şah’ın
oğluna Vâsıt ve Basra’yı dirlik olarak
verdiğini, kendisininde bu şehzâ- denin atabeği sıfatı ile harekete geçtiğini
bildirdi fakat ; yeğeni Kılıç’ın Halife kuvetlerine
mağlup ve esir olması üzerine Şumla’da Huzistan’a döndü.
1169 yılında Fars hâkimi Salgurlu Zengî’nin askerleri Şumlayı Farsa davet ettiler. Bunun sebebi Zenğî’nin askerlerine
kötü muamele- de bulun- masıydı. Fars’a
gelen Şumla savaşta askerlerinin hiyanetine
uğrayan Zenğî’yi kolayca yendi. Zenğî,
Şebânkere Kürd’- lerine sığındı. Onlar Zenği’ye iyi
bir konuk - severlik gösterdiler. Şumla’ ya
gelince, halkına
iyi davranmadığı gibi, yeğeni
Şenkâ
Oğlu da ülkeyi yağmalamıştı. Bu sebeblerden dolayı askerler onu çağırdıklarından pişman oldular. Neticede Zenğî, Şebankâre’ den gelerek ülkesine tekrar
hakim
oldu. Büyük bir fırsatı kaçırmış
olan Şumla’da Huzistan’a döndü.
Şumla
sadece Huzistan’a değil ona komşu
olan Ahvaz bölğesinide elinde tutuyordu
ama bununla yetinmiyordu. Nihavend’i istemişsede maksadına
nâil olama- mıştı. Fakat İl - Deniz’in 1175 yılında ölümünü iyi bir fırsat sanan Şumla yeğeni Şenka - Oğlunu gönderip
şehri ele geçirdi. Ertesi yılda yine Şenkâ Bağdad’a bağlı el-Mahki yöresinde bir kale inşasına
başladı. Fakat Halife’nin gönderdiği
kuvetlere yenilerek öldürülüp başı Bağdad’a Halife’ye götürüldü.
Yiğit bir savaşcı olan Şenkâ oğlunun ölümü
üzerine Şumla kuvetli bir destekten
mahrum kaldı ve bundan sonra kendiside
fazla yaşamadı. 1175 - 76 yılında
kendi idaresi altında olmayan Türkmen’
lerden bir zümrenin üzerine yürüdü.
Şumla’ nın maksadını önceden
anlayan Türkmen’ler Atabeğ Pehlivan’dan
yadım istemişlerdi. Bundan haberi olmayan Şumla
hiç
beklemediği halde karşısında Atabeğ
Pehlivan’ın askerlerini buldu. Bazı sebeblerden
dolayı
Avşar beyine kızgın olan
Pehlivan’ da bir askeri birlik göndermişti. Yapılan çarpışmada
atılan bir okla Şumla, kardeşi ve yeğeniyle yaralı olarak esir alındı. Şumla aldığı yaradan dolayı iki gün sonra öldü.
Cesur, zeki ve dirayetli bir şahsiyet olan Şumla’nın ölümü üzerine yerine oğlu Şeref ud - din Emîrân geçti. Selçuklu hükümdarı Arslan Şahın 1177 yılında
ölümü üzerine Huzistan’da
Şumla’nın oğlu Şerefuddin
Emîrân’ ın yanında bulunan
kardeşi Muhammed, saltanatı ele geçirmek maksadı
ile Şumla’nın oğlunun tavsiyesine
uyarak İsfahan’a gitti. Orada Kaymaz oğlu İl Kavşut ve diğer bazı emirler Muhammed’in etrafında toplandılar.
Bunu
haberi alan Atabeğ Pehlivan kuvetleriy
le yetişerek, Muhammed’ in birliklerini
bozguna uğrattı. Atabeğ kuvetlerine
dayanamıyan Muhammed
Huzistan’a kaçtı ise de Şumla’nın oğlu, Pehlivan’da
korktuğu için, onu ülkesine
sokmadı. Avşar beyinin Selçuklu
hükümdarı Muhammed’ i ülkesi
topraklarına sokmamasından
memun kalan Atabeğ Cihan Pehlivan ona 1177 yılında
bir ahidnâme ( And yazısı ) verdi.
1177 yılı Temmuz ayında düzenlenen bu ahidnâmede Atabeğ’i
Ay Doğdu oğlu Emir Şerefeddin
Emirân ile oğulları ve kardeşlerine şu şekilde garanti
vermekteydi. Cihan Pehlivan onlara karşı
çok iyi duygular beslediğini, dostlarını
dost, düşmanlarınıda düşman
tanıyacağını, kötü düşünce
sahiplerinin onların ülkelerine saldırmalarına
izin vermiyeceğini, Huzistan ve Luristan’da
sahip bulun- dukları toprakları ve kaleler üzerindeki hak ve hukuklarını tanıdığını ifade ediyordu.
Bu tarihten sonra Şumla’nın oğullarının
akıbeti hakkında fazla bir bilği ye
rastlanmıyor. Ondan sonraki olayların gidişatından
anlaşıldığına göre, Şeref eddin Emîrân yılı bilinmeye bir
tarihte ölümünden sonra kardeşi Muzafferuddin Sü - Sıyan yerine geçti. Siyan’ın 1194 yılında ölümü üzerine
iktidar için oğulları arasında
ihtilaf çıktı. Oğullarından Ali
babasının izinden gidip onun yerini tutmaya
çalışırken, diğer kardeşi
ise Bağdad halîfesinden kardeşine
karşı askeri yardım istedi. Bu istek halifenin çok hoşuna gitmişti.
Çünkü halife eskiden
beri Huzistanı ele geçirmek için vakit vakit bazı teşebbüslerde bulunmuş, fakat girişimlerinde başarılı olamamıştı. Bunu fırsat
bilen Abbasî
halîfesi en – Nâsırlı - Dinillâh
veziri İbn ul - Kassab kumandasında bir ordu
gönderdi. İbn ul-Kassab 1194 yılı
aralık
ayında Huzistan’ın başşehri
olan Tuster ( Şuster )’i ve bir çok
kaleleri zaptettikten sonra yıllarca bölğede
hüküm süren Avşar beyi Şumla’
nın ailesini topalyıp Bağdad’a götürdü.
Böylece Huzistan’ daki
Avşar Beyi Şumla’nın oğullarının
hâkimiyeti dolayısı ile Avşar’ların birliği, çıkar ve taht kavğası yüzünden, Huzistan ve Luristan’da 42
kalesi ile beraber (Adlarına para kestiren kardeşin
ihanetiyle) bu ülke fırsat kollayan
Bağdad’daki Arap halîfesinin toprakları arasına katılmış oldu. |
Anadolu ve Suriye Avşarları :
|
Çeşitli boylara
mensup, yoğun Oğuz aşiretleri küçük
Asya’ya - İran’ı geçerek,
Elcezire, Suriye ve Anadolu’yu fetheden
Selçuk
orduları ile beraber geldiler ve özellikle
hudut boylarına
yerleştirilip, savunma ile görevlendirildiler. Büyük bir ihtimalle, Suriye’den Anadolu’nun güneyine yerleşen
bir takım Avşar aşiretleri XII. yy da diğer bazı Türkmen oymaklarının yardımı ile Karaman Beyliğini kurdular.
XIV ve XV. yy. larda Haleb, Ayıntab ve Antakya bölgelerinde yaşayan Türkmen’lerin Boz -Ok kolundan olan
en büyük kolla- rından biride Avşarlar ve Bayat’lardır. En kuvetli olanı ise Avşar’lardır. Türkiye İran ve Irakdaki bütün
oymaklar bu koldan ayrılanlar- dır. XV. yy. ın
başlarında Avşar’lar, Bayat ve İnallılar, bölğeye
hakim olan Memlûk emirleri arasındaki çekişmelerden faydalanarak bölğede
yağmacılığa başladılar. Bunun üzerine
bu emirlerden Çekim şiddetle karşı
çıkmış, bu oymaklardan bir kısmı
Akkoyun- lu
Kara Yülük’e sığınmıştır
fakat Çekim’in öldürülmesinden sonra yurtlarına geri dönüp, Memlük’ler arasındaki iç çekişmelerde rol aldılar.
Avşar’lar
daha sonra Bayat ve İnallılar ile
birlikte Kara Yülük’ün mütefiki
olarak Karakoyunlu Kara Yusufa tabî olan
bölğelerde Mardin ve çevresinde yağmacılığa başlamışlar, karşı koyan Kara Yusuf 1418
yılında Kara Yülük’ü Anteb’e kadar kovalamıştır.
Hatta bu boy Karakoyunların intikam
almalarından korktukları için yurtlarını bırakıp Trabulus
yörelerine Sâfıta’ya gitmişlerdir.
Orada- da
yine yağmacılık yapan bu oymak Trablus vâlisi Bars -Bay, onları Kara Yusuf’un
yurtlarını terk edip gittiğini
söyleyip, onları iyi- likle kovmayı planlamış, fakat bu aşiret göç etmek üzereyken Barsbay’ın mal ve davarlarına
göz koyarak
onlara saldırması üzerine aralarında kavğa çıkmış ve vâli bozguna uğratılmıştı.
Avşar’lar ve Bayat’lar doğu ve Güney doğu sınırları içinde
kurulan, Akkoyunlu devleti ile dostca münasebetlerini devam
ettirdiler. Akkoyunlu Uzun Hasan Beğ’in yakın
yoldaşlarından ( nökleri ) bu boya mensub (Kuzey
Suriye Avşar’ larından)
olan Mansur beyi görüyoruz. Hasan
beyin Karakoyunlu Cihan Şahı yenerek
İrana hakim olması üzerine, Mansur Beğ’de emri altındaki Avşar’lar
ile beraber İran topraklarına gitmiştir. Kuzey Suriye’de yaşayan
Avşar’lar aynı soy- dan olan üç aile tarafından idare edile gelmişlerdir. Bu aileler;
1 - Köpek - Oğulları : Anteb
bölğesinde .1620 yıllarında 15
obaya ayrılmışlar. Bunlar arasında
Köçeklü, Sekiz - XVI. yüzyılın
ortalarında Sürucun Şeyh
Çoban köyünde yerleşmiş.) Alplu- (Bu kolun İran’a gittiği sanılıyor.) ve Delüler - (Bölğede son
yıllarda varlığını sürdürüyor),
Ay-Doğ- muş- Beğlü (Bu ad Köpek- Oğullarından
aydoğmuş’dan gelmektedir.) gibileri
başlıcalarıdır.
( XVIII. ve XIX yüz yıllarda Anadolu’da Osmanlı devletinini başına bela olan en büyük Avşar boylarından Recebli Avşar’larıda Köpek - Oğullarındandır.)
2 - Gündüz - oğulları : Amik Ovasında yaşamışlar ve 8 obadan ibarettir. 1620 yıllarından son ra büyük bir
bölümü İran’a gitmişler. Hamed
Uşakları ile bu Avşarların iyi ilişkileri ve akrabalık (Hısımlık ) bağları vardır.
3 - Kut- Beği
oğulları : Haleb dolaylarında yaşamışlar
ve o bölğelerdeki Avşar’ları idare etmişlerdir. Kanunî Sultan Süleyman devrinde
ise tahrir defterle- rinde yalınız Köpekli
ve Gündüz’ lü Avşarların
varlığı görülmektedir. 1620 yılı
ortalarına doğru Kanunî Sultan
Süleyman devrin- de bölgeğenin Osmanlı İmparatorluğunun
hakimiyetine geçmesi üzerine yukarıdaki üç Avşar
boyunun çoklarının çevrede oynadık-
ları
siyasi ve askerî roller neticesinde zorunlu
olarak, o bölğelerden göç ederlerken, diğer müstakil Avşar oymaklarıdan
bazıları göçe katılırken çokları orada kalmayı uyğun bulmuşlardır.
Büyük
Avşar topluluğunun gitmesiyle obaların üzerinde beylik
yapacak kimse kalmamış ve küçük aileler ve topluluklar ağa
ve Kethüda adı verilen kişi ve
ailelerce yönetilmeye başlanmıştır. ( Ahmed Refik , Anadolu’da Türk aşiretleri syf. 47 ) Bu kethûdaların
başında Receb, Bahri ve Küçük Minnet adlı ağalar
yani Kethûdalar bulu- nuyordu. Bunlardan Receb ve oğulları çok
büyük nüfusa sahiptiler. Daha sonra
Recebli Avşarları olarak nam salan
bu kol
XVI. yüzyılın ikinci yarısında
Kayseri ve çevresine (
Pınarbaşı, Bünyan, Develi, Sarız,
Felahiye, Develi, İncesu gibi kaza ve
köylerine ) göç
etmiştir. Bu Avşar beyi ve oymakları
arasında erkeklere verilen Çerkez ismi
çok yayğın olan bir isimdir. Muhtemelen
bu isimlere fazla
yer verilmesindeki sebeblerden birisi Türkmen
Avşarlarının
yoğunlukla yaşadıkları Bozok’da
uzun yıllar sancak Beyliği yapmış olan İsa
Beğ oğlu Çerkez adlı Türk
soyundan bir bey vardı. Çevresinde sayılıp sevilen bu beyin
isminden esinlen- miş
olunmasındandır. ( Daha sonra Hakiki Çerkez’ler
ile araları açılmış ve
düşman
olmuşlardır.) Burunören köyüne
sınradan göçüp gelen Hamdi oğulları ( Çerkez’ in uşağı ) aynı boya mensuptur. Yani Recebli Avşar’larındandır.
II. Selim devrinde Şam Türkmen’leri arasında Avşar’lar çeşitli kollara ayrılmışlardır. Bunlardan en kalabalık
olan Mehmed Kethûda’-
ya tâbi olan 804 verği nüfusuna sahip
oba olup, ondan sonra gelen ise, Kazıklı Avşar’ı adlı bu gün Gazianteb’e bağlı obadır. O yıllar-
daki verği kayıt
(Tahrir ) defterlerinde 130 hane
(ev) olarak geçmektedir. Bugün Kazıklı
köyünde yaşayan insanlar ,
Bucak Avşarı köylerde yaşayan
insanlar ile akrabadırlar. XV - XVIII yy. larda bu bölğelerde oturan Avşar’ların Recebli Avşarı - Kars Avşarı - Karagündüzlü Avşarı - Bahrili Avşarı gibi bir takım oymaklara ayrıldıkları görülür. Bu Avşar
toplulukları , Osmanlı himayesinde olan topraklarda, giriştikleri, soygunlar, hırsızlık
ve asayişi bozan hareketlerinden dolayı saraydan özel
emirlerle Rakka ve Humuz böl- ğelerine mecburi iskana tabi tutulmuşlar fakat
her seferinde çeşitli nedenler göstererek
tekrar oralardan kaçmışlardır. Bölğenin bataklık ve dayanılmıyacak kadar sıcak olması nedeni ile tifo gibi bulaşıcı hastalıklar artmış
ve hızla nüfüslarında bir azalma görül-
müştür. O yıllarda
bir sürğün yeri olan bölğede
ayrıca Arab eşkiyalarının baskın
ve soyğunlarındanda şikâyet etmekteydiler. XV - XVIII yy. larda bu bölğelerde
oturan Türkmen’lerle birlikte Avşarlar’da
Hama, Humus, Rakka bölğesine yerleştirmek için çaba sarfedilmiş ama
bu sonuç vermemişti. XIX.yy da Çukurova Türkmenlerinin
iskanı
için yapılan askeri harekatta
Avşarlar büyük mukavemet göstermişler, baş
kaldırmışlar ve bu hadiselerin sonunda
Göksun, Kayseri gibi yerlere Osmanlı
Devletinin Hicrî 1282 Milâdî yıla
göre 1865 yılında çıkarılan
Fırka- î Islâhiye kanununa göre
; yerleşmeye mecbur edildi. Ne yazıkki bu sefer
yemyeşil verimli düz araziler üzerinde yerleşmeyi
kabul etme- yip, huzursuzluk çıkartan Avşar’ların, kışlık ve yazlık
arazilerine Çerkez’lerin yerleşmesi ile
(Yerleştirilmesiyle ), kendileri
dağlık bölğelerdeki ekin bile
bitmeyecek bozkırlara yerleşmeye mecbur olmuşlardı. Yurtlarının ellerinden alınmasından dolayı o bölğeleri
terk etmek istemeyen Avşar’ların bu
zoraki ve kanlı isyanın akisleri Türkmen aşıklarının şiirlerinde çok acı bir şekilde dile getirilmektedir.
Dadaloğlu’nun şu şiiri konuyu
dahada iyi anlatmaktadır.
Aşağıdan iskân evi gelince (*)
Aşağıdan iskân evi geliyor
Aşağıdan akça çığın ötünce Sararıp da gül benzimiz solunca
Bezirgânlar koç yiğide gülüyor
Katar başı, mayaların sökünce (*) Malım, mülküm, seyfi gözlüm kalınca
Kitabın dediği günler geliyor (*)
Şahtan ferman Türkmen ili göçünce Kaypak Osmanlılar, size aman mı
Yoksa devir döndü âhir zaman mı
Daha da hey, Osmanlı’ya aman mı
DADALOĞLU’m , sevdası var başında Gündüz hayalimde, gece düşümde Alışkan tüfekle dağlar başında (*) Azrail’den başkasına aman mı (*)
Yalınız burada şunu vurgulamakta yarar vardır. Burunören köyü ve çevresindeki
aşiret köyler olarak
saydığımız, köyler arasındaki
büyük bir ihtimalle Kızıllı veya Kınık Avşar boylarından olup Asker uşağı
olarak bilinen yakın
komşumuz Kaleköy’de oturanlardan haricindeki Avşar olan diğer köylerde yaşamakta olan ailelerin dedelerinin - ( Atalarınının ) bu vurgunlar, hırsızlık ve
eşkiyalık (Şaki- lik) gibi şekavetlerle hiç bir ilğileri olmadığı gibi, XVII. ve XVIII .yy.da
cereyan eden ve Dadaloğlu’nun şiirlerine
konu olan Osmanlı
- Avşar çarpışmalarından, uzaktan ve yakından
hiç bir ilğileri olmamıştır.
Çünkü ; Osmanlı devleti bu Avşar boylarını yıllarca iskâna zorlamıştır. Onlarsa iskâna yani yerleşik düzene geçmeye, verği
vermeye ve devlete asker vermeye karşı çıkarak, kendi
başlarına buyuruk olarak yaşamak istemişler
ve olaylar bu yüzden cereyan etmiştir.
Oysa Bünyan’dan
Sarıoğlan nüfus dairesdindeki Burunören
köyüne ait (O yıllarda ) yani
1850
yıllarına ait nüfus kayıtlarına göre Burunören resmi kayıtlara geçmiş, anlatım ve ifâdelere dayalı olarak edinilen bilğilere göre yaklaşık
275 yıldır iskân edilmekte olan bir köydür. Çok açık söylemek gerekirse, bizim Avşar aşireti Yavuz Sultan Selim
ve Kanuni Sultan Süleyman zamanlarındaki siyasi olarak oynadıkları röl ve inaçla-
rı bakımından devlete ters düştüklerinden dolayı
göçe mecbur edildikleri gayet açık
olarak görül- mektedir. Gezgin ve yazar Kâtib Çelebi,
yazdığı seyahatnamesinde 1624 - 35 yılları
arasında Anadoluda başlayan din ve inanç
içerikli olup, sosyal bir dayanışma ile başlatılan Celâlî
isyânlarının birinci döneminde, isyânlar
nedeniyle
Sivas, Haleb, Urfa, Diyar- bekir, Erzurum ve Musul
eyâletleri tamamen harap olmuştu demektedir. Burunören
köyünü ilk imar eden ailelerin
geliş tarihi ve yerine bakacak olursak konu dahada
iyi anlaşılmaktadır. Türkmen olan
ve yeni kurulan İran’daki
Sefafi devletini desteklemeleri ve İnanç
bakımından aynı inançta
olmalarından
dolayı, yukarıdada anlattığım
gibi, zorlama ve baskılar nedeniyle
büyük bir bölümü İran’a
göçerken bizim aşiretinde içinde olduğu bazıları
Avşar’lar İran yerine Anadolu’da kalıp
yerleşmeyi uygun bulmuş- lardır. Bugün hala Çukurova, İçel, Maraş bölğelerinde
yarı göçebe yaşayan Avşar’lara
rastlamak mümkündür. |
İran Avşarları :
|
XII yy. dan sonra iki yy. kadar İran’daki
Avşar’lar hakkında hiç bir
tarihi
bilği yok. Yalınız XIV . yy. ın
sonunda Fahrüddin Mübarek Şah, yazdığı kitabında çeşitli Türk kollarının
adlarını verirken Avşar’ların adındandan söz etmektedir. XV.yy. ait tarihi kaynaklarda
Avşar kabilesine mensup emirlerin adına ilk defa Akkoyunlu’lardan bahsedilirken raslıyoruz. XVI. yy.da Şah İsmail Safevi
devletini kurarken Ustaçlu, Şamlu, Rumlu, Tekelü,
Dulkadir, Koçar Varsak ve İmanlu Türkmen Avşarlarının önemli rol
oynadığı bilinmektedir.
Osmanlı padişahlarından Yavuz Sultan Selim ve onun yerine
geçen oğlu Kanunî Sultan Süleyman
zamanlarında, yapılan
kıyım ve yanlış uygulamalar neticesinde Anadolu’dan çok sayıda Avşar, İran’a
gidip kendileri gibi Türkmen olan İran’
daki Safevi devletine katılmışlardır. Safevi devletinin sifil ve askeri
teşkilatında önemli görev alan
Avşar’ların nüfusu Şah Abbas
I. devrinde önemli bir şekilde azalma
oluyor ama XVIII. yy da idaresinden Nadir Şah
gibi bir kumandan yetiştiriyor.
Nadir
Şah İran’da Avşar hanedanını
kuran ve idaresi altındaki İran
topraklarında, kendisi şîi inancına
mensup olmasına rağmen, hiç bir mezhep veya dini inanç sahibi
halkı birbirinden üstün görüp ayırt
etmemiş, ender görülen adalet sahibi, laik bir Avşar’dır. Fakat
daha sonra İran’a Kaçar’ların
hakim olmasıyla, Avşarlar ön plandan çekilmiş olmasına
karşın bu dönemdede gerek iç, gerek dış meselelerde orduda ve yönetimde önemli görevler almışlardır.
<<
BUCAK AVŞARLARI >>
tıklayın. |
|
 |
 |
 |
 |
|
 |