Oğuzların  yaşadıkları yerler :
Oğuz  Boyların  listesi :
Boz-Ulus Türkmenleri :
Yeni - Il Türkmenleri
İçtimai Teşkilatları :
İdare tarzları ve Hukuk Nizamları
Göç Nedenleri :
Kayseri'deki Hastaneler :
Fotograflarla Kayseri :
Sarıoğlandaki resmi daireler :
  ANADOLU' DAKİ  OĞUZ  BOYLARI  -  ( AVŞARLAR )

AVŞARLAR :

Oğuz Türklerinin 24 boyu arasında gerek sayıca  gerek oynadığı tarihi rol bakımından en önemli bir aşirettin adıdır. Çevik, avı seven, canavara,  kuşa hevesli  anlamındaki Avşar  kelimesi  Anadolu’da yer adı olarak çok  kullanılan  bir kelimedir. Anadoluda  Avşar boy- larına ait  XVI.  yyıllarda  86  yer tesbit edilmişken 1934  yılında  harita  genel  müdürlüğünün  yaptığı  ilk  baskısında  Türkiye  haritası üzerinde Avşar adı ile on bir köy, bir dağ, bir akarsu, bir yayla tesbit edilmiştir. Daha büyük ölçekli bir  haritada  bu  sayılar  tabiki  art- mış olarak görülecektir.

Avşar adı, Divanül Lügat it Türk’teki 22 Oğuz boyu listesinde, Reşideddin’in eserindeki listede ve Yazıcıoğlu’nun bir çok eser, kaynak  ve  araştırmalarından  elde  ettiği  geniş kapsamlı  eserlerinde  9. uncu  sırada  adı  geçerken  Ebul Gazi, Fahrüddin, Mübarek Şahı’ın kendi adını  taşıyan yazılı tarihinde adı geçmektedir. Adı geçen yazarlardan ilk üçü Avşar kelimesinin anlamını “
işlerini çabuk yapan „ anlamında olduğunu söylerler. A. Vambeye göre ise;   bir  yerde “ toplayıcı „ bir başka  yerde “ Zaptiye,  mubaşir „ anlamını   verir. G. Nemeth  adındaki  Macar  asıllı  tarihci yazar ise; bu kelimelerin  doruluğunu   ıspatlamak  yerine,  kelimenin  bugün  Kırım   kazan  lehcesinde “ müsaade etmek, itaat  etmek  anlamına  gelen « Avş »  fiilinden  geldiğini bunun için itaatlı demek, olduğunu iddia eder.

Büyük fetihler ve göçlerden önce, Sır -Derya bölğesi  ile onun  kuzeyinde  yaşayan   Oğuz  boylarının,  bir  kısmı  toprağa   bağlanarak aynı  ırmağın kıyısında şehir ve köyler kurdular. Kaşğarlı  Mahmud’a  göre «
yatuk » adı  verilen  bu  çifçi  ve  tüccar  Oğuzlar’ dan  bir kısmı Avşarlardandı. (Türkmen’ler içinde yatuk kelimesi kullanılırdı.) X.yy. da Coğrafyacılardan El- Makdisi’nin Türk sınırında, Avşar adlı bir köyden bahsetmeside bunun bir delilidir. Avşarların  ilk  göçleri  hakkında  fazla  belirli bir bilği ve tarih  yoktur  yalınız  XI. yyın  sonunda  ve  XII.  yyın   başında   Avşar’ lardan  olan Aksungur  ve  oğlu  İmadeddin Zenği’nin  büyük  bir  Avşar  topluluğu  ile  beraber Suriyeye göç ettikleri bilinmektedir. XII. yy.ın ortalarında reisleri Ay-Doğdu   bin  Arslan  idaresindeki bir başka büyük Avşar topluluğu Huristan’a geldiler. 

Ay - Doğdu  Huristan’ı  buranın  hakimi  Melih Şah bin Mahmud’ un  ölümünden  sonra,  bağımsız  bir  hükümdar  gibi  idare etti.  Fakat 1175 yılında ölümü üzerine çıkan karışıklıklardan sonra, buradaki Avşar soyu, ortadan  kalkarken büyük Selçuklu İmparatoru Sultan Sancara Oğuz’lar her yıl yirmi dört bin koyun yani her kabile için yüz koyun vermeye mecbur edilmişti. Çünkü  Sultan  Sancar’a  bağlı olan 24 Oğuz boyu vardı ve muhtemel olarak  bu  24  bin koyun  verme  mecburiyeti   Oğuz  boylarının  sayısına  göre  tayin  edilmişti. Avşarlar bu 24 bin içinde  gerek  sayıca, gerek değerce  ayrı  bir  önem  taşıyordu. Oğuz’  lar   bu   verğinin  ağırlığı   yüzünden  Sultan Sancar’a isyan ettiler. Bu   isyanlar  Sancar’ın  esir  edilmesine  ve  Selçuklu   imparatorluğunun  çökmesinede  sebeb  oldu.  İşte  bu büyük Oğuz isyanında Avşar’lar  bölgede çok önemli rol  oynadılar. Bugün kü İran, Türkiye, Afganistan  ve  Azerbaycan  topraklarında azınlıklar halinde, hala bu boya mensup kabileler yaşamaktadır.

XI. yüzyıllardan ihtibaren adından en çok söz ettiren Oğuz boylalarındır. İslamiyetten  öncede  seslerini  duyuran bir boydur. Avşar ve Salur’ların Denş-i  Kıpçak’dan  yani  Seyhun  boylarından  Huzistan  ve  Kuh- Gıllu’ye 1135  yıllarında Cok dağında  yaşamaktaydılar. O  zaman  Avşarların başında Arslan Oğlu Yakub  bulunuyordu ve bu  Bey  Huzistan’da oturuyordu. Salur  Beği  Mevdut  oğlu Sungur  ise Boz- Abanın Sultan Mesud ile yaptığı savaşta öldürülmesi  üzerine Fars’a  hakim  olmuştu. Yakub Beğ Farsa hakim olmak ve Sunkur’ u idaresi altına almak için bir kaç defa Salur Beği  üzerine  yürümüşsede  bozğuna uğratılmış ve 1152  yıllarında Yakub Beğ’in  ölümü üzerine Huzistan’daki  Avşar’ların  başına  Şumlu  lakablı  iley – Doğdu  geçmiştir. ( Küş- Doğan oğlu )  Şumlu  Yakub  Bey  zamanında Huzistan’ın  ve  Luristan’ın  bazı  yerlerini idare ediyordu.

Şumlu’ya ilk  yakın  olan  Sultan  Mesud’un  beylerbeyi  (Beyler beyi)  olan  Has Beği  görüyoruz. Has  Beğin hile  ile 1152  yılında  öldü- rülmesiyle, Şumla  (Aydoğdu) zekasu  sayesinde canunu  kurtarup, Huzistana  geri  döndü. Bu  esnada  burasu Selçuklu’lardan Melik Şah Muhammed’in eline geçmişti. Fakat Şumla mücadelesinden vazgeçmedi ve küçük  Luristan  emirlerinide  hakimiyeti  altına  aldı.
O  yıllarda  Bağdad’  daki  Abbasi  halifeliğinde   gelişen  bu   durumdan   faydalanaıp  topraklarınıda  genişletmek  istiyordu. Zayıf  bir  kişiliğe sahip Melik Şah  elinden  Huzistan’ı  almak  için 1155  yılında  bir  ordu  gönderdi. Fakat Şumla halife kuvetlerini (Receb-Eylül) ayında bozguna uğratarak kumandanlarını esir aldı. Her nedense daha sonra Şumla esirleri  ve  kumandanlarını Bağdad’a  geri  gön- derip Halife’den özür diledi.

1156  yıllarında  Selçuklu   hükümdarı  Sultan  Muhammed  halifeye  hakimiyetini  tanıtmak  için  Bağdat’ı  kuşattığı  sırada , Halife’nin kışkırtması ve  tahrikleri ile  Azerbaycan  hakimi İl - Deniz  ve  diğer  bazı  emirler  tarafından  Melik Şah Sultan  ilan  edilmiş  başşehir Hemedan ele geçirilmiştir. Bu arada Şumla’da Melih Şah taraftarı olarak  Hemedan’a  geldi. Bir yıl sonra  Şumla’nın  Halifenin  emirle- rinden Kaymaz’ı yenip onu Sultan  Muhammede  göndermesiyle  halifelik  Avşar  beyi  üzerine  1159  yılında  büyük  bir ordu gönderir. Fakat  Şumla  karşılık vermedi. Melih  Şah  yanına  Heme dan’lı  Sunkur  ve  Kovdan  gibi  büyük  taraftarı  olan emirleri yanına  alarak Huzistan’a girdi. Şumla karşı çıkmışsada yenilgiye uğradı. Huzistanı ele geçiren Melih Şah Fars’ıda  almak  için  harekete  geçti. ( Ibn- ul - Esir Syf. 106-107 ) fazla dayanamıyacağını anlayan Şumla Fars hakimi Zenği gibi Melik Şahın emiri olmaya mecbur oldu.

Aynı  yıllarda  Selçuklu  hükümdarı  Sultan Muhammed’in  ölümü  üzerine, tahta  geçmesi için  Melik Şahı davet ettiler. Bunun üzerine Melik Şah yanında, Şumla ve Zenği ile Isfahan’a geldiler. Orada  bazı  emirlerinde  katılması  ile  Melik Şah’ın adına hutbe okunmasını halifeden istedi. Fakat az sonra zehirlenerek öldürüldü.(Pek tabiki her zaman olduğu gibi  din  adına söz  sahibi  olan  Halifenin  tertip  ettiği  suikast  sonucunda) 1160 yılında Selçuklu tahtına Aslan  Şah  geçti  fakat  bütün  yetkilikiler  İl-Deniz’in  elinde  bulunuyordu. İlk yıllar Rey hakimi emir İnanç’ın muhallefeti  ile  karşılaşsada oda çok geçmeden kendisine kurulan  tuzağa  düşürülerek ( bir suikast sonucu ) ortadan  kaldırıldı. Şumla Fars hakimi  Salgurlu Zenği  gibi  Arslan  Şahı tanıdı ve Melik Şahın oğlununda  atabeği  oldu. 1166 yılında Şumla’nın  yeğeni yani  Şenkâ aralarında dünürlük kurulmuş olan Basra  vâlisi  Menğü  Bars’ı  helifenin  öldürtmesine  kızarak Basra   ve  çevresi  ile  Vâsıt  taraflarında  yağmalarda  bulunurdu. Bunun  üzerine  Vâsıt   vâlisi   Hutlu - Bars  askerlerini   toplayarak  Şenkâ  oğlunun   karşısına   çıktıysada   yapılan  çarpışmada  bozguna   uğrayıp  öldürüldü.  Şenka Oğlu  ertesi  yıl   Basra  taraflarını  yeniden yağmaladı. Aynı yılda Şumla da harekete  geçerek  Bağdad  yörelerinden  el-Mahki’ye  geldi  ve  Halifeden  bir  miktar  toprak istedi. Şumla Halife’ye  Sultan Arslan - Şah’ın, Melik  Şah’ın  oğluna Vâsıt ve  Basra’yı  dirlik olarak  verdiğini, kendisininde  bu  şehzâ- denin atabeği sıfatı ile harekete geçtiğini  bildirdi  fakat ;  yeğeni   Kılıç’ın  Halife  kuvetlerine  mağlup ve esir olması üzerine Şumla’da Huzistan’a döndü.

1169 yılında Fars hâkimi Salgurlu Zengî’nin askerleri Şumlayı Farsa davet ettiler. Bunun sebebi Zenğî’nin askerlerine kötü  muamele- de  bulun- masıydı. Fars’a  gelen  Şumla  savaşta  askerlerinin  hiyanetine  uğrayan Zenğî’yi  kolayca  yendi. Zenğî,  Şebânkere  Kürd’- lerine  sığındı. Onlar Zenği’ye iyi  bir konuk - severlik  gösterdiler. Şumla’ ya  gelince,  halkına  iyi   davranmadığı  gibi,  yeğeni   Şenkâ  Oğlu da  ülkeyi   yağmalamıştı. Bu sebeblerden dolayı askerler onu çağırdıklarından pişman oldular. Neticede Zenğî, Şebankâre’ den gelerek ülkesine tekrar  hakim  oldu. Büyük  bir  fırsatı  kaçırmış  olan  Şumla’da  Huzistan’a döndü. Şumla  sadece  Huzistan’a  değil  ona  komşu  olan Ahvaz  bölğesinide  elinde  tutuyordu  ama  bununla  yetinmiyordu. Nihavend’i  istemişsede maksadına  nâil  olama- mıştı. Fakat İl - Deniz’in 1175 yılında ölümünü iyi bir fırsat sanan Şumla yeğeni Şenka - Oğlunu gönderip  şehri ele geçirdi. Ertesi yılda yine Şenkâ Bağdad’a bağlı el-Mahki yöresinde bir kale inşasına  başladı. Fakat  Halife’nin  gönderdiği  kuvetlere  yenilerek  öldürülüp başı Bağdad’a Halife’ye götürüldü.

Yiğit bir savaşcı olan Şenkâ oğlunun ölümü üzerine Şumla  kuvetli  bir  destekten  mahrum  kaldı  ve  bundan  sonra  kendiside  fazla  yaşamadı. 1175 - 76  yılında  kendi  idaresi  altında  olmayan  Türkmen’ lerden  bir  zümrenin  üzerine  yürüdü.  Şumla’ nın  maksadını  önceden  anlayan  Türkmen’ler  Atabeğ  Pehlivan’dan  yadım   istemişlerdi. Bundan  haberi  olmayan Şumla  hiç   beklemediği   halde  karşısında  Atabeğ  Pehlivan’ın askerlerini buldu. Bazı sebeblerden  dolayı  Avşar  beyine  kızgın  olan   Pehlivan’ da   bir askeri  birlik  göndermişti. Yapılan çarpışmada  atılan  bir okla Şumla, kardeşi ve yeğeniyle yaralı olarak esir alındı. Şumla aldığı yaradan dolayı iki gün sonra öldü. Cesur, zeki  ve  dirayetli  bir  şahsiyet olan Şumla’nın ölümü üzerine yerine oğlu Şeref ud - din Emîrân geçti. Selçuklu hükümdarı Arslan Şahın 1177 yılında  ölümü  üzerine  Huzistan’da  Şumla’nın  oğlu  Şerefuddin  Emîrân’ ın  yanında  bulunan  kardeşi Muhammed, saltanatı ele geçirmek maksadı  ile Şumla’nın  oğlunun  tavsiyesine  uyarak İsfahan’a gitti. Orada Kaymaz oğlu İl Kavşut ve diğer bazı emirler Muhammed’in etrafında toplandılar. Bunu  haberi  alan  Atabeğ   Pehlivan  kuvetleriy le  yetişerek,  Muhammed’ in  birliklerini  bozguna  uğrattı. Atabeğ  kuvetlerine  dayanamıyan Muhammed  Huzistan’a  kaçtı   ise de  Şumla’nın oğlu, Pehlivan’da  korktuğu   için,  onu   ülkesine  sokmadı. Avşar  beyinin  Selçuklu   hükümdarı  Muhammed’ i   ülkesi   topraklarına   sokmamasından  memun  kalan  Atabeğ Cihan Pehlivan ona 1177 yılında  bir  ahidnâme ( And yazısı ) verdi.


1177 yılı Temmuz ayında düzenlenen bu ahidnâmede Atabeğ’i  Ay  Doğdu  oğlu Emir  Şerefeddin  Emirân  ile oğulları  ve  kardeşlerine şu şekilde garanti  vermekteydi. Cihan Pehlivan  onlara  karşı  çok  iyi duygular  beslediğini, dostlarını  dost, düşmanlarınıda  düşman  tanıyacağını, kötü düşünce  sahiplerinin  onların ülkelerine  saldırmalarına  izin  vermiyeceğini, Huzistan  ve  Luristan’da  sahip bulun- dukları toprakları ve kaleler üzerindeki hak ve hukuklarını tanıdığını ifade ediyordu. Bu  tarihten  sonra  Şumla’nın oğullarının  akıbeti  hakkında  fazla  bir  bilği ye  rastlanmıyor. Ondan sonraki  olayların  gidişatından  anlaşıldığına göre, Şeref eddin Emîrân yılı bilinmeye bir  tarihte ölümünden sonra kardeşi Muzafferuddin Sü - Sıyan yerine geçti. Siyan’ın 1194 yılında ölümü üzerine  iktidar için  oğulları  arasında  ihtilaf  çıktı. Oğullarından  Ali  babasının  izinden  gidip onun yerini  tutmaya  çalışırken, diğer kardeşi  ise Bağdad  halîfesinden  kardeşine  karşı  askeri yardım istedi. Bu istek halifenin çok hoşuna gitmişti. Çünkü  halife  eskiden  beri  Huzistanı ele  geçirmek için vakit vakit bazı teşebbüslerde bulunmuş, fakat girişimlerinde başarılı olamamıştı. Bunu fırsat  bilen  Abbasî  halîfesi en – Nâsırlı - Dinillâh  veziri İbn ul - Kassab   kumandasında  bir ordu   gönderdi.  İbn ul-Kassab 1194  yılı  aralık  ayında  Huzistan’ın  başşehri   olan Tuster ( Şuster )’i  ve  bir  çok  kaleleri  zaptettikten  sonra  yıllarca  bölğede  hüküm  süren  Avşar  beyi  Şumla’ nın  ailesini   topalyıp Bağdad’a götürdü. Böylece  Huzistan’ daki  Avşar  Beyi   Şumla’nın  oğullarının  hâkimiyeti  dolayısı  ile Avşar’ların birliği, çıkar ve taht kavğası yüzünden, Huzistan ve Luristan’da 42  kalesi  ile beraber (Adlarına para kestiren kardeşin  ihanetiyle) bu ülke fırsat kollayan  Bağdad’daki Arap  halîfesinin  toprakları arasına katılmış oldu.

Anadolu ve Suriye Avşarları :

Çeşitli boylara  mensup, yoğun Oğuz  aşiretleri   küçük  Asya’ya -  İran’ı  geçerek,  Elcezire, Suriye  ve  Anadolu’yu   fetheden  Selçuk  orduları  ile beraber geldiler  ve  özellikle  hudut boylarına  yerleştirilip, savunma ile görevlendirildiler. Büyük bir ihtimalle, Suriye’den Anadolu’nun güneyine yerleşen  bir  takım  Avşar  aşiretleri XII. yy da diğer bazı Türkmen oymaklarının yardımı ile Karaman Beyliğini kurdular. XIV ve XV. yy. larda Haleb, Ayıntab ve Antakya bölgelerinde yaşayan Türkmen’lerin Boz -Ok kolundan olan  en  büyük  kolla- rından biride Avşarlar ve Bayat’lardır. En kuvetli olanı ise Avşar’lardır. Türkiye İran ve Irakdaki bütün  oymaklar bu  koldan  ayrılanlar- dır. XV. yy. ın  başlarında Avşar’lar, Bayat  ve  İnallılar, bölğeye  hakim olan  Memlûk emirleri arasındaki çekişmelerden faydalanarak bölğede  yağmacılığa  başladılar. Bunun  üzerine  bu  emirlerden Çekim  şiddetle karşı  çıkmış, bu  oymaklardan bir  kısmı Akkoyun- lu  Kara Yülük’e  sığınmıştır fakat  Çekim’in öldürülmesinden sonra yurtlarına geri dönüp, Memlük’ler arasındaki iç çekişmelerde rol aldılar.

Avşar’lar  daha  sonra  Bayat  ve  İnallılar ile  birlikte  Kara  Yülük’ün  mütefiki  olarak  Karakoyunlu  Kara Yusufa tabî  olan  bölğelerde Mardin ve çevresinde yağmacılığa başlamışlar, karşı koyan Kara Yusuf 1418  yılında Kara Yülük’ü Anteb’e kadar kovalamıştır. Hatta  bu  boy  Karakoyunların  intikam  almalarından korktukları  için  yurtlarını bırakıp Trabulus  yörelerine  Sâfıta’ya  gitmişlerdir. Orada- da  yine  yağmacılık  yapan  bu oymak Trablus vâlisi Bars -Bay, onları Kara Yusuf’un  yurtlarını  terk  edip  gittiğini  söyleyip, onları  iyi- likle kovmayı planlamış, fakat bu aşiret göç etmek üzereyken Barsbay’ın mal ve davarlarına  göz  koyarak  onlara saldırması üzerine aralarında kavğa çıkmış ve vâli bozguna uğratılmıştı. Avşar’lar  ve  Bayat’lar  doğu ve Güney doğu sınırları içinde  kurulan, Akkoyunlu  devleti  ile dostca  münasebetlerini devam  ettirdiler. Akkoyunlu Uzun Hasan Beğ’in  yakın  yoldaşlarından ( nökleri ) bu boya mensub (Kuzey  Suriye  Avşar’ larından)  olan  Mansur  beyi  görüyoruz.  Hasan  beyin  Karakoyunlu  Cihan Şahı  yenerek  İrana hakim olması üzerine, Mansur Beğ’de emri altındaki Avşar’lar  ile beraber İran topraklarına gitmiştir. Kuzey Suriye’de yaşayan  Avşar’lar  aynı  soy- dan olan üç aile tarafından idare edile gelmişlerdir. Bu aileler;

1 - Köpek - Oğulları :

Anteb bölğesinde .1620  yıllarında  15  obaya  ayrılmışlar. Bunlar  arasında  Köçeklü, Sekiz - XVI.  yüzyılın  ortalarında  Sürucun  Şeyh  Çoban  köyünde yerleşmiş.) Alplu- (Bu kolun İran’a gittiği sanılıyor.) ve Delüler - (Bölğede son  yıllarda varlığını  sürdürüyor),  Ay-Doğ- muş- Beğlü (Bu ad Köpek-  Oğullarından  aydoğmuş’dan  gelmektedir.)  gibileri  başlıcalarıdır. ( XVIII. ve XIX yüz yıllarda Anadolu’da Osmanlı devletinini başına bela olan en büyük Avşar boylarından Recebli Avşar’larıda Köpek - Oğullarındandır.)

2 - Gündüz - oğulları :
Amik Ovasında yaşamışlar ve 8 obadan ibarettir. 1620 yıllarından son ra büyük bir  bölümü  İran’a  gitmişler. Hamed  Uşakları  ile  bu Avşarların iyi ilişkileri ve akrabalık (Hısımlık ) bağları vardır.

3 - Kut- Beği oğulları :
Haleb dolaylarında  yaşamışlar  ve o  bölğelerdeki  Avşar’ları idare etmişlerdir. Kanunî Sultan Süleyman devrinde  ise tahrir  defterle- rinde  yalınız Köpekli  ve  Gündüz’ lü  Avşarların  varlığı   görülmektedir. 1620  yılı  ortalarına  doğru  Kanunî  Sultan  Süleyman  devrin- de bölgeğenin Osmanlı İmparatorluğunun  hakimiyetine  geçmesi üzerine yukarıdaki üç Avşar  boyunun çoklarının çevrede oynadık-  ları  siyasi  ve  askerî  roller neticesinde  zorunlu  olarak, o bölğelerden  göç ederlerken, diğer müstakil Avşar oymaklarıdan  bazıları  göçe  katılırken çokları orada kalmayı uyğun bulmuşlardır. Büyük  Avşar topluluğunun gitmesiyle  obaların  üzerinde beylik  yapacak  kimse  kalmamış  ve küçük aileler ve topluluklar ağa  ve Kethüda  adı  verilen  kişi  ve  ailelerce  yönetilmeye  başlanmıştır. ( Ahmed Refik , Anadolu’da Türk aşiretleri syf. 47 ) Bu kethûdaların  başında Receb, Bahri ve Küçük Minnet adlı ağalar  yani  Kethûdalar  bulu- nuyordu. Bunlardan Receb ve oğulları çok  büyük  nüfusa  sahiptiler. Daha  sonra  Recebli  Avşarları  olarak  nam  salan  bu  kol   XVI. yüzyılın  ikinci  yarısında  Kayseri  ve  çevresine (
Pınarbaşı,  Bünyan,  Develi, Sarız,  Felahiye,  Develi,  İncesu  gibi kaza  ve  köylerine ) göç  etmiştir. Bu  Avşar beyi  ve  oymakları   arasında  erkeklere  verilen  Çerkez   ismi  çok  yayğın  olan  bir  isimdir. Muhtemelen  bu isimlere fazla  yer  verilmesindeki  sebeblerden  birisi  Türkmen  Avşarlarının  yoğunlukla   yaşadıkları   Bozok’da  uzun  yıllar sancak Beyliği yapmış olan İsa  Beğ  oğlu  Çerkez  adlı  Türk  soyundan  bir  bey  vardı. Çevresinde sayılıp sevilen bu beyin  isminden esinlen- miş  olunmasındandır. ( Daha  sonra  Hakiki  Çerkez’ler  ile  araları  açılmış  ve  düşman  olmuşlardır.)  Burunören  köyüne  sınradan  göçüp gelen Hamdi  oğulları ( Çerkez’ in uşağı ) aynı boya mensuptur. Yani Recebli Avşar’larındandır.

II. Selim devrinde Şam Türkmen’leri arasında Avşar’lar çeşitli kollara ayrılmışlardır. Bunlardan en kalabalık olan  Mehmed  Kethûda’- ya tâbi olan 804  verği  nüfusuna  sahip  oba  olup, ondan sonra gelen ise, Kazıklı Avşar’ı adlı bu gün Gazianteb’e bağlı obadır. O yıllar- daki   verği    kayıt   (Tahrir )  defterlerinde  130  hane  (ev)  olarak   geçmektedir. Bugün  Kazıklı   köyünde  yaşayan   insanlar , Bucak  Avşarı  köylerde   yaşayan  insanlar  ile akrabadırlar. XV - XVIII yy. larda bu bölğelerde oturan Avşar’ların Recebli Avşarı - Kars Avşarı - Karagündüzlü Avşarı - Bahrili Avşarı gibi bir takım oymaklara ayrıldıkları görülür. Bu Avşar  toplulukları , Osmanlı  himayesinde olan topraklarda, giriştikleri, soygunlar, hırsızlık ve  asayişi  bozan  hareketlerinden dolayı saraydan özel emirlerle Rakka  ve  Humuz  böl- ğelerine mecburi iskana tabi tutulmuşlar fakat  her  seferinde çeşitli  nedenler  göstererek  tekrar  oralardan  kaçmışlardır. Bölğenin bataklık ve dayanılmıyacak kadar sıcak olması nedeni ile tifo gibi bulaşıcı hastalıklar artmış  ve hızla  nüfüslarında bir  azalma  görül- müştür. O yıllarda  bir  sürğün  yeri  olan  bölğede  ayrıca  Arab  eşkiyalarının  baskın  ve  soyğunlarındanda  şikâyet etmekteydiler.

XV - XVIII yy. larda bu bölğelerde  oturan  Türkmen’lerle  birlikte  Avşarlar’da  Hama,  Humus, Rakka bölğesine yerleştirmek için çaba sarfedilmiş ama bu  sonuç  vermemişti.  XIX.yy da  Çukurova Türkmenlerinin  iskanı  için   yapılan  askeri  harekatta  Avşarlar  büyük mukavemet göstermişler, baş  kaldırmışlar  ve bu  hadiselerin  sonunda  Göksun, Kayseri gibi yerlere Osmanlı  Devletinin  Hicrî 1282 Milâdî  yıla  göre 1865  yılında  çıkarılan  Fırka- î  Islâhiye  kanununa  göre ;   yerleşmeye  mecbur edildi. Ne  yazıkki bu sefer  yemyeşil verimli  düz  araziler üzerinde  yerleşmeyi  kabul  etme- yip, huzursuzluk çıkartan Avşar’ların, kışlık ve yazlık  arazilerine Çerkez’lerin yerleşmesi  ile  (Yerleştirilmesiyle ), kendileri  dağlık  bölğelerdeki  ekin  bile  bitmeyecek bozkırlara yerleşmeye  mecbur olmuşlardı.
Yurtlarının ellerinden alınmasından dolayı o bölğeleri  terk etmek  istemeyen  Avşar’ların  bu  zoraki ve kanlı isyanın akisleri Türkmen aşıklarının şiirlerinde çok acı bir şekilde dile getirilmektedir. Dadaloğlu’nun şu şiiri konuyu  dahada  iyi  anlatmaktadır.

Aşağıdan iskân evi gelince (*)                            Aşağıdan iskân evi geliyor                              Aşağıdan akça çığın ötünce
Sararıp da gül benzimiz solunca                       Bezirgânlar koç yiğide gülüyor                       Katar başı, mayaların sökünce (*)
Malım, mülküm, seyfi gözlüm kalınca              Kitabın dediği günler geliyor (*)                      Şahtan ferman Türkmen ili göçünce
Kaypak Osmanlılar, size aman mı                    Yoksa devir döndü âhir zaman mı                  Daha da hey, Osmanlı’ya aman mı

DADALOĞLU’m , sevdası var başında
Gündüz hayalimde, gece düşümde
Alışkan tüfekle dağlar başında (*)
Azrail’den başkasına aman mı (*)


Yalınız burada şunu vurgulamakta yarar vardır. Burunören köyü ve çevresindeki  aşiret  köyler olarak  saydığımız, köyler  arasındaki  büyük  bir ihtimalle Kızıllı veya Kınık Avşar boylarından olup Asker uşağı  olarak  bilinen  yakın  komşumuz  Kaleköy’de  oturanlardan haricindeki Avşar olan diğer köylerde yaşamakta olan ailelerin dedelerinin - ( Atalarınının ) bu vurgunlar, hırsızlık ve  eşkiyalık (Şaki- lik) gibi şekavetlerle hiç bir ilğileri olmadığı gibi, XVII. ve XVIII .yy.da  cereyan  eden  ve  Dadaloğlu’nun  şiirlerine  konu  olan  Osmanlı - Avşar  çarpışmalarından,  uzaktan ve yakından  hiç  bir  ilğileri  olmamıştır. Çünkü ; Osmanlı devleti bu Avşar boylarını yıllarca iskâna zorlamıştır. Onlarsa iskâna yani yerleşik düzene geçmeye, verği  vermeye ve devlete asker vermeye karşı  çıkarak, kendi  başlarına  buyuruk olarak  yaşamak  istemişler  ve olaylar  bu  yüzden cereyan etmiştir.

Oysa Bünyan’dan  Sarıoğlan  nüfus  dairesdindeki  Burunören  köyüne ait  (O yıllarda )  yani  1850  yıllarına  ait  nüfus kayıtlarına göre Burunören resmi kayıtlara geçmiş, anlatım ve ifâdelere dayalı olarak edinilen bilğilere göre yaklaşık  275  yıldır iskân  edilmekte olan bir köydür. Çok açık söylemek gerekirse, bizim Avşar aşireti Yavuz Sultan Selim  ve  Kanuni Sultan  Süleyman  zamanlarındaki siyasi olarak oynadıkları röl ve inaçla- rı bakımından devlete ters düştüklerinden dolayı  göçe  mecbur  edildikleri  gayet  açık  olarak  görül- mektedir. Gezgin  ve   yazar  Kâtib Çelebi,  yazdığı  seyahatnamesinde 1624 - 35  yılları   arasında  Anadoluda  başlayan  din ve  inanç  içerikli olup, sosyal bir dayanışma ile başlatılan Celâlî  isyânlarının  birinci  döneminde, isyânlar  nedeniyle  Sivas,  Haleb, Urfa,  Diyar- bekir, Erzurum  ve  Musul  eyâletleri tamamen harap olmuştu  demektedir. Burunören  köyünü  ilk  imar eden  ailelerin  geliş tarihi ve yerine bakacak olursak konu dahada  iyi  anlaşılmaktadır. Türkmen  olan  ve  yeni kurulan  İran’daki  Sefafi  devletini  desteklemeleri  ve İnanç  bakımından   aynı   inançta   olmalarından  dolayı,   yukarıdada   anlattığım  gibi,  zorlama   ve  baskılar  nedeniyle  büyük  bir bölümü  İran’a  göçerken  bizim  aşiretinde içinde olduğu bazıları  Avşar’lar İran  yerine Anadolu’da  kalıp  yerleşmeyi  uygun  bulmuş- lardır. Bugün hala Çukurova, İçel, Maraş bölğelerinde  yarı  göçebe  yaşayan  Avşar’lara  rastlamak mümkündür.

İran Avşarları :

XII yy. dan sonra iki yy. kadar İran’daki Avşar’lar  hakkında  hiç  bir  tarihi  bilği   yok. Yalınız  XIV . yy. ın  sonunda  Fahrüddin  Mübarek  Şah,  yazdığı kitabında çeşitli Türk kollarının  adlarını  verirken  Avşar’ların adındandan söz etmektedir. XV.yy. ait  tarihi  kaynaklarda  Avşar  kabilesine  mensup  emirlerin  adına ilk defa Akkoyunlu’lardan bahsedilirken raslıyoruz. XVI. yy.da Şah İsmail Safevi  devletini kurarken Ustaçlu, Şamlu, Rumlu, Tekelü,  Dulkadir, Koçar Varsak ve İmanlu Türkmen Avşarlarının önemli rol  oynadığı  bilinmektedir.

Osmanlı padişahlarından Yavuz Sultan Selim ve onun yerine geçen  oğlu  Kanunî  Sultan  Süleyman  zamanlarında,  yapılan  kıyım  ve  yanlış  uygulamalar neticesinde Anadolu’dan çok sayıda Avşar, İran’a  gidip kendileri  gibi Türkmen  olan  İran’ daki  Safevi  devletine katılmışlardır. Safevi devletinin sifil ve askeri  teşkilatında  önemli  görev  alan  Avşar’ların  nüfusu  Şah Abbas  I. devrinde  önemli  bir şekilde  azalma  oluyor ama  XVIII.  yy da  idaresinden  Nadir Şah  gibi  bir  kumandan yetiştiriyor.

Nadir  Şah  İran’da  Avşar hanedanını  kuran  ve  idaresi  altındaki  İran   topraklarında,  kendisi  şîi   inancına  mensup  olmasına  rağmen, hiç bir mezhep veya dini inanç sahibi  halkı  birbirinden üstün görüp ayırt  etmemiş, ender görülen adalet  sahibi, laik bir Avşar’dır. Fakat  daha  sonra İran’a  Kaçar’ların  hakim olmasıyla, Avşarlar ön plandan çekilmiş olmasına  karşın bu dönemdede gerek iç, gerek dış meselelerde orduda ve yönetimde önemli görevler almışlardır.

<< BUCAK AVŞARLARI >> tıklayın.