Oğuzların  yaşadıkları yerler :
Oğuz  Boyların  listesi :
Boz-Ulus Türkmenleri :
Yeni - İl Türkmenleri
İçtimai  Teşkilatları :
İdare  tarzları  ve  Hukuk Nizamları
Göç Nedenleri :
Kayseri'deki Hastaneler :
Fotoğraflarla Kayseri :
Sarıoğlandaki  resmi daireler :
                TÜRKMENLER - (Oğuzlar)

Türkmen  kelimesi  ve  Türkmen’ ler   hakkında  çeşitli  çalışmalar   yapan,  tarihciler  ve  araştırmacılar, kendilerine  göre  ortaya  farklı tanımlar getirip  kendilerine göre,  yine  ortaya  bir  tez koymuşlardır. Çok yazar Oğuz  Türklerinden  bir  boy  olduğunu  yazarken, bazıları, Oğuzlar ile Türkmen’ ler rasında ki cere- yan eden fiili olaylardan sonra muellifler diğer bazı tezleri savunurlar. Burada  gerçek olanı ise  Oğuz  ile Türkmen’in aynı Türk şubesini  ifade ettiğidir. Hatta  Yörük’lerde aynı boylardandır. Şimdi bazı araştırmacıların  bu  konuda fikir ve düşüncelerine bir bakalım.

Oğuz ve Türkmen’in aynı Türk şubesinin adı olduğunu çoğunluk  savunurken, Profesör  Kafesoğlu  ayrı  bir  görüş  ileri  sürmektrdir.  Ona  göre ;  Kök  Türk  tabiri  belli  bir  kabilenin  adı  olmayıp  siyasi  bir  terim  ise, Türkmen tabiride,  aynı  manada  olmak  üzere,  Karluk  Türk’  lerinin  en  kudretli  zamanlarında  kullandıkları  siyasi   bir  terimdir. IX  asırda  Kök  Türk  kelimesinin  ifade  ettiği   tarihî   vâkıa  artık  maziye  mal   olmuş,  cihanşümul  hakimiyet  sona  ermiş,  siyasi  Türk  birliği  dağılmış olduğu   için  bir  yandan   Uygurlar, bir yandan  Oğuzlar gibi  diğer Türklerle hasım vaziyette olan  Karluklar  tarafından  kök  Türk   tabirini   şüphesiz  kullanılmıyacağı  cihetle,  Karlukların,  onun  yerine  aşağı  yukarı  benzer  bir  mefhuma  alem  olarak,  Türkmen  tabirini   ikame  ettikleri  anlaşılmaktadır.  ( Prof.  İbrahim  Kafesoğlu,  Türkmen  adı, Manası ve Mahiyeti  adlı  kitabından - 130-132 ) Diğer bir  taraftan  Mahmut   Kaşgarî   Karluklar,  Çu  Talas,  Yedisu  bölğesine  hâkim  bulundukları  en   kuvvetli  devirlerinde  ( XI. asrın ilk  yarısında)   kendilerine  siyasî  bir  isim  olarak,  Türkmeniz  diyorlardı. ( Divan I, 473 ) hükmüne  varır. Tarih   araştırmacılarından  Prof. Z. V.  Toğan ise ;   Oğuzları  göçebe,  Türkmenleri   ise  yarı  göçebe  olarak  tanımlar. Mahmut Kaşgarî   ve  El- Bîrûnî  gibi  eski müellifler eserlerinde Türkmenler  daha  ziyade,  medenî  kavimlere  komşu  olarak  oturan  ve  kısmen  ziraatla   uğraşan yarı   yerleşik  Oğuz'lar ile  Karluk   ve   Khalaç’ lara  itlâk  olunmuş. Yine   Kaşgarî’ye   göre,  Oğuzlar  kendi  memeleketlerinde  Harplere  ve göçlere iştirak etmeyen  tenbel  bırakılmış  zümrelere (cins)  (Yatık)  demişlerdir. Şimdi   Kazak   Türklerinde  bunlara  catak  yani  yatak denilmektedir.

Oğuzlarda  Türkmenlere aynı gözle bakmışlardır. Burada Oğuz sözünün göçebe  hayata  sadakatı  tamamıyla muhafaza  eden  kabilelere  itlâk  olunmuştur. Türkmenler hakkındaki diğer bir görüş ise; Oğuzların müslüman olanlarına Türkmen  denildiğidir. Prof. F. Köprülü  ise  bunlardan  birisidir. Köprülü  Divânü  Lûga- t’ e  dayanarak  savunduğu  tezinde Türkmen  adının  Oğuzlar dan  Müslüman  olan  guruplara  verildiğini savunur. Meşhur  tarih  araştırmacısı  Avusturya' lı  Hammer de  eski  araştırmacılardan   Neşrî’ nin  eserlerine  dayanarak ,  Müslüman olan Oğuzlara  Türkmen  denildiğini  söylüyor. Bu görüşte  Oğuzlar, Türkistan’da,  Seyhun ve Ceyhun  arasındaki  memlekette, sakin  ve  ekseriya  İran’ ın  hüsrevleri  ve  Arap  Hülefasile  muharibdiler.  İrtihal - i    Peygamberi  İslâmdan  ancak  üçyüz  elli   sene  sonradır ki,  Dağ-han, akabinden Salur  ve  onunla  birlikte   ikibin  aile din - i   Muhammedîye  kabul  eylediler.  Salur  bu  andan ihtibaren  Çanak  yahut  Karahan  namını  alarak  kendi  kavmine de henüz  putperest   olan  Türk’  lerden  temyiz  ( yani  onlardan  ayırmak  için )  için  Türkmen  ismini  verdigi  belirtilirken, yine Neşrî Türkmen kelimesinin ( Türk) ile ( İman ) lâfızlarından  mürekkeptir diyor.

Türkmen  kelimesi  üzerinde  yorum  yapan  Ziya Gökalp  ise,  Türkmen’ler, Salurhan  ve  Çanakhan, Satık Buğra  ve  İlikhan  adlarınıda  taşıyıp, bir  hakaniye  devleti  hükümdarının  zamanında  İslâmiyeti  kabul  eden bir iller ve  kavimler  müctemiası idi. Yani  Ziya  Gökalp’e göre Türkmen kelimesinin manası (
Türk’lere benzeyen ) demekti ve aralarında din farkı olduğu  için  doğrudan  doğruya  biz (Türküz) diyemiyorlardı demektedir. Kaşgarlı Mahmut’da çok yerde Türkmen ile  Oğuz’u  birlikte  kaydetmektedir.  Türkmâniyetül-  Guzzîye,  beyne’t -   Türk - mâniyeti’l - Guzzîye,  bi’t-  Türkmâniyeti’l-  Guzzîye,  butûnü’l - Guzzîyeti’l - Turkmâniye  gibi. Yine  Kaşgarlı’ya  göre ( Divan, I, 473 )  Karluklar  göçebe Türk’lerden  bir  bölüğün  adıdır. Oğuzlardan  ayrıdırlar  fakat; Oğuzlar  gibi Türkmen’dir  derken, Ziya  Gökalp Osman Gazi’nin oğullarına asla iskân olmamalarını yerleşenlerin asaletinin kaybolacağını beğliğin yörüklük ve Türkmenlik edenlerde  kalacağına  dair  verdiği  nasîhatdan  bahseder.

Buradanda anlaşıldığı gibi Yörük ve Türkmen aynı Türk boyları için kullanılan bir isim olup, aralarında hiç bir fark yoktur. Yörük (Yörü- mek) fiilinden  yapılma, Anadolu’ya  gelip  yurt tutan  göçebe  Oğuz  boylarını (Türkmenleri)  ifade  eden  bir kelimedir. Osmanlı  resmi kayıtlarında  Bilhâssa;  Tahrir defterlerinde, Dukadırlı  Türkmenleri  için  Yörükân – i Maraş ve Bozok bölğesindeki Türk menler içinde Yörükân-i Bozok gibi  manaları  birbirinden  ayrı  ve  farklı  olmayan  vasıflandırma  yapılmaktadır.

Vambery’e  göre ise ,  kelime  Türk  ile  ( Men’den  terekküp  etmiştir  ve  (Türklük, Türkler)  demektir. Zira  men Türkçede  toplayıcı isimler vücuda getiren  bir ektir diye tanımlarken, J. Deny’de Türk dili grameri  adlı meşhur eşerinde  türkçedeki  men - man  ekinin  kocaman (énorme),   karaman’tres  brun  şişman  obése,  enflé,  v.b. sözlerinde  görüldüğü  gibi  birleştirdiği  kelimeyi  augmentatif  ( Mübalâğa, fazlalık, büyüklük, üstünlük) manası verdiğini tesbiti ile, Türk ve - men’den mürekkep Türkmen tabirinin de koyu Türk, halis kan Türk (turc pur sang) manasına  geldiğini   yazar. J.Deny’in   bu   izahı  tarih   araştırmacılarından  Gy.  Németh, V. M.  norsky   ve  Gy.  Moravcsık  tarafından  daha  mantıklı  ve  isabetli  görülmüş  olup,  son  yıllarda  O.  Prıtsak  tarafındanda tekrarlanmıştır.

Németh Türkmenler eski adları Oğuz yerine  Türkmen  ismini  kullandıkları, bir  aralık  XII . asır  başlarında  Oğuz  ve  Türkmen  adını beraber  kullandıklarını  beyan  eder. V. Minorsky  eserinde ; Oğuz’ lar umumiyetle  Türkmen  adı  tanınmıştır derken, O. Prıtsak, Der untergang Des Reiches des Ogusichen Yagbu (Oğuz imparatorluğunun çoküşü ) adlı Almanca olarak kaleme aldığı kitabında bir kısım Türk’lerin tarihi kaynaklarda Türkmen yahut Oğuz ve Türkmen gibi çifte ad altında bir siyasî birlik teşkil ettiklerini bildirmektedir.


Ben  burada  Prof.  Köprülü, Hammer,  Neşrî  ve  Ziya  Gökalp  gibi  aynı  fikir  ve  düşüncelerin  doğruluğunu  ispat etmeye  çalışan daha  bir çok tarih  araştırmacısı  ve  yazarların  Türkmen’ ler  hakkındaki  düşünce  ve  savlarını  inceledikten  sonra  kendim  bir Türkmen   olarak  bu  fikirlerin  doğruluğunu  tasvib  etmiyorum. Çünkü  onların Türkmen’ler  hakkındaki  yorum  ve  düşünceleri  gerçekleri  yansıttığı  kanısında değilim. Gerçeklere  dayalı  olmayan  kendi  düşünce  ve  inançları  doğrultusunda, fikir  üreten   bu   araştırmacı  yazarların, ne yazık ki  okuyucularından  tepki  almamak  için, bildikleri  halde  bazı  doğruları  ve gerçek- leri  sakladıkları, tanımda  yanıltıcı  fikirler savundukları  inancındayım. Böyle olunca bunları  kaynak  ola- rak alan  veya okuyan   yüzlerce  insan  gerçekleri   öğrenmek  bir  tarafa   yanlış  bilğilendirilmektedirler.  Her nedense bizi -  biz  değil, bizi  bir  başkaları ( yani yabancılar ) daha   iyi  anlatıp, tanımımızı  yapmaktadırlar. Çünkü onların düşünce yapısında bizimki gibi kendi  inancı, fikir  ve  düşünce  yapısına  göre  bir başkasının ne kendini, ne milletini nede tarihini değerlendirme  huyları  bulunmamaktadır.

Bence  her  şeyi  objektif  olarak  görüp  yorumlayan;  gerçek  doğruları  yazan,  savundukları  fikir  ve  tezlerinde çıkarcılık ve bir  tarafa  yaranmak  gibi  düşünceleri  olmadığı  için  bence  yabancı  Arap  ve  Fars’lı  fanatik  İslâm ( bizdede var )  tarihcilerin  haricindeki  Avrupalı  araştırmacı  ve  yazarlardır.  İslâmı  koruma  adına ,  farkında  olmayarak  arap  milliyetciliğine   kapılıp,  kendi  tarihini,  millet  ve  kültürünü  onların standartlarına  göre  ayarlayıp ,  yorumlamaya  çalışan,  bizim  alimlerimize  gelince  kafamızı  iki  ellimi- zin  arasına  koyup   biraz  düşünmemiz  gerekiyor. İslâm  devrinde  Türklerden  yetişen  ( Sözde  Türk  olarak  eğer  isimlerinden anlaşılıyorsa ki  hiç  sanmıyorum )  bizim  büyük  ilim  ve  bilim  adamlarımızdan  ünlü  olan  bazılarının  isimlerini vereceğim. Türk olan  bu zatların  isimlerini  bir  Arap  veya  Fars  mille- tinden  olan insanların isimleri arasından nasıl seçip çıkartacağımızı  bir düşünelim.

Felsefe Dalında :   Abu- Nasr Fârâbi ( Ölümü 950 )  
Lügat ve edebiyat dalinda :   Mahmut Kasgari , ismail- al Fârâbi (ö: 1002), ibrahim al- Süli, Ebu-Bekr al- Süli (Ö: 946), Feth bn Hakan bn Gartuc (Ö: 861)  
Din ilimler dalinda :   Ebu-Bekr al- Kaffâl al , Sâsi Mahmud Zemakhsari (ö: 1143) ve Muhammad Sehristâni (Ö: 1153).  
Tarih dalında :   Mahmud bn Arslan al- Horezmi , Semseddin Dhahabi ( ö: 1348)  
Riyaziyatta :  Bicur oğulları , bn Türk al- Khuttal , Muhammed El- Biruni ve Turagay Ulug - Beğ  

bunlardan en ünlü  ve  en  büyüklerindendir.  Pekiii  varmı  bunların  içinde  Turagay  Uluğ – Bek (Bey)  haricinde  bir Türk ismi taşıyan ? Hayır. O halde....?  Türkmenler ile  ilğili  araştırmalarını kaynak olarak gösterdiğim Vambery - J.Deny -Gy. Németh ve Moravcsık  gibi  yazarların  Türkmen’ ler  hakkındaki  ve Türkmen  kelimesinin  manası  ile  ilğili  düşünce  ve  fikirlerindeki  doğruluk  payının  mantığa  uyğunlugu  bakımından çok  daha uygun  olduğunu kanısındayım,  çünkü gerçeklere yakınlık payı daha yüksek olup, başkada bir tarifi  yoktur. Bende  aynı  düşünceleri  savunarak, Türkmen  sözcüğünün  anlamı  ve  Türkmenlik  Türk’lükten  gelen  ve  Türklüğü  ile öğünen halis kan, Halis Türk anlamındadır diyorum.

Sözcüğün  kökünü  Türk  olarak  alırsak   sonuna  eklenen  <<
men >> eki  ise  asıl  söylenmesi  ve  bilinmesi  gereken  anlam  ve  manayı vurgulamaktadır. Anadolu insanında  bilhâssa  Türkmen’lerde << men >> kelime  veya  sözçüğünün  manası  herkesce  bilinen  şeydir. Öztürçeyle söyleyecek olursak döl  anlamında,  yani insanların oluşumunu sağlayan sperm ve aynı zamanda genidir. Türk boylarından olan Azerbaycan’da konuşulan  türkçede  (Azeri lehçesinde ) men  sözcüğünün  manası da ben  anlamında- dır .  O  halde  Türk  kelimesi ile beraber kullanıldığı taktirde, ortaya  çıkan  kelimenin ( Türkmen ) kelimesinin ortak manası  ise  Türk  dölü - Türk  soyu  demektir. Bu kelimenin anlamını  İslâmiyete veya Müslümanlığa bağlayıp, değerlendirmek bence abes ve gülünç  olmakla  beraber, Arap’ların  Türkmen’leri müslüman etmek için binlercesini, müslümanlığı kabul etmediği  için  çadırlarından  çıkartarak,  kazıklara  oturttuklarını  bizim ulemalarımızın bilmemezlikten gelip, savundukları Türkmen’lerin ilk müslüman olan Türk’lere  denildiği  savları  ne  yazık ki  doğrudur. Çünkü onlarca onlar müslüman  olmadıkları  için  Oğuz, Türk  veya  Türkmen değillerdi

Türkmenler gerek Karluklardan olsun, gerek Oğuzlar’dan olsun birer Türk boyudur ve Türk’türler. Ya Müslüman olmayanları. ? onlarda Türkmen’dir, Türktür. Hala  Şaman  inancından olan Türkmen’ler  ile  tıpkı   IV. yy. da  aynı nedenlerle göç edip, Karadenizin kuzeyinden bu günkü Rusya  toprakları  içinde yer  alan  Modanya  cumhuriyeti sınırların içinde yaşayan Gagavuz Türk’leri gibi. Gagavuz’ larda  Oğuz boylarından bir Türkmen olup; yalınız dinleri Hırıstiyandır. Ben din ve inançların insanların milliyetini değiştiren bir güç  olmadığı  inan- cındayım. Yani dinleri milliyetlerini yok edecek bir unsur değildir olmamalıdır da.  Olamıyacağının örneğini tarihte gördükde. Timurlenk’ in 1402 yılında Ankara’da Yıldırım Beyazıt  ile  yaptığı  savaşta Timur’a  karşı  Yıldırım  Beyazıt’ın  ordusunda  Sırp  olan  dedesinin   ve  dayısının gönder diği  Hırıstiyan Sırp  askerleri  savaşırken, Anadolu’daki Türkmen  birlikleri  kan bağı  bulunan Türk  komutan  Timur’un yanında saf tutmuşlardı. Müelliflerden El Mükaddesi’nin Türkmen kelimesinin yorumuna ve Türkmen’lerle ilğili bencede en doğru olan bir başka bir görüş ve yorumuna değinmek istiyorum. El  Mukaddes’iye  göre Türkmen’ler  Oğuzlardan  ve  Karluk’lardan  tamamen ayrı bir Türk elinin yani Türk’lerin  yaşadığı  yerin  adıdır. Türkmen adının gerçek sahibi  olan  bu  topluluktur.

Bu Türkmen’lerin  nüfüsları  az  olduğu  için  onlarda  sadece  İsficab  ile  Balasagun  arasında  yaşamaktaydılar. İsficab’ın doğusundaki Berûket ve Bulâç adlı kasabalar Türkmenlerin uç şehirleriydi ve Türkmen meliki ordu adlı kasabada  otururdu.  Emevi’lerin  topraklarına  sürekli  baskın  yapması  ve   katliamlarından   korktukları   için  korkudan  Müslüman (edilmişlerdir.) olmuşlardır. ( Bu bölğelere yapılan Arap baskı ve zülümleri  ile  ilğili  geniş bilği  için kitabın din ve inanç bölümüne bak..! ) Faruk Sümer ise; Oğuzlar adlı kitabında (syf. 79) Oğuz’lardan Müslüman olanları Müslüman olmayan aynı soydan insanları birbirinden ayırmak için Türkmen denildiğini  çeşitli  kaynaklar göstererek savunmaktadır. İlk Müslümanlığı kabul eden Türk kavminin Balasağun  ile  Mirki  arasında  yaşayan Türkmen’ler  olduğu için Türkmen adı, Maveraünnehr Müslüman Türk anlamında kullanılmaya başlandı.


Böylece Oğuzlar’da Müslüman olanlara Türkmen denildi. Yakın  doğu  müellifleri  Oğuzları  el-Guzz yani  Oğuz’lar  adıyla   anarlarken,  Oğuz’ ların  büyük  bölümü  kendilerine  hiç bir  zaman Türkmen  demiyorlardı. Çünkü  kendi dinlerini bırakıp başka bir dine geçmeleri ile kendi adet örf ve geleneklerini bırakıp Arap milliyetciliğinin etkisi altına girip, yıllarca İslamı kabul etmemek için direnen bu yolda yüz binlerce kayıp vermelerini  birden  unutmaları ( Bu konu ile ilğili  bilğiler için  kitabın İnanç ve ibâdetler bölümüne bak..!) Oğuz’ları  kızdırmıştı. ( Moğal  Türklerinin tarihini iyice öğrenip  inceleyecek  olursak, büyük Moğal Türk hanı olan Cenğiz Han kendi dinini bırakıp islamiyeti kabül  eden  Türk’leri milletine ve ulusuna hiyanetlik ettikleri  gerekcesiyle Orta Asyada  ve  Kafkaslar’da  ve  Anadoluda  yaşayıp  müslüman  olan  Türk’ lerden  binlercesini   evlerini,  yerlerini  ve  yurtlarını  yok  edip öldürerek  cezalandırmıştır. Bu nedenle Türk’lerin tarihi söz  edildiğinde  bazı  kesim Cengiz Han ve Moğğallar  ismini  hiç  anmak  istemezler. ) Fakat  daha  sonraki  yıllarda (XIIyy.da) Oğuz kelimesi unutularak yerini Türkmen kelimesine bıraktı.

Türkmen  kelimesinin  ne  anlama  geldiğini  yorumlamaya  çalışan  tarihcilerimiz  hep  birbirlerinin  fikir  ve düşüncelerini örnek göstererek, kendi fikir ve düşüncelerine en yakın olanın  doğruluğunu  savuna  gelmişlerdir.  Peki  Müslüman  olmayan  kişi  ve  topluma  Müslüman olanlar tarafından ilk söylenen söz ve takılan kulp, Kafîr veya Kafîrler kelimesidir. Doğruyu araştırp yazmaya çalışan sözde bizim Türk araştırmacı,  tarihci  ve  yazarlar Türkmen  kelimesinde  olduğu  gibi  çelişkiye düşmektedirler. Çünkü  kaynakları  Arap  milliyet- ciliğine  dayanan  kişilerin hem Arap  Milliyetciliğine  hemde  İslâma  zarar vermemeye özen gösterip  belirli  bir mevkide kendilerini görmek  isterlerken  bazı  afedilemiyecek  hataların  üzerinide bilerek  örtmektedirler.  Istanbuldaki Başbakanlık Osmanlı Arşivi Dairesi Başkanlığında yer alan eski arşiv belgelerinde ise; Türkmen sözcüğü bir kaç anlamda kullanılmaktadır.‘ Türkmânlık’ tan çıkup Ayasma’a , Berendi ve Kınık kazalarında sakin olup, ziraat edüp ’ diye başlayıp  devam  etmekte   olan  ( MAD ts., Nr. 8458 syf. 131 , 132 ) Osmanlının  resmi  belğesinde ;  yer  alan Türkmenlik’ ten çıkıp, Ayaş, Berendi ve Kınıkta ziraata başlamış olan diye devam eden bu vesikada, Türkmen sözcüğü  konar göçer (Cevval) olarak tanımlarken, diğer taraftan başka  vesika  ve kaynaklar da  ise  Safevi  devletinin kuruluşunda yer alıp şekavette bulunan Türkmen’leri Kızılbaş ve Alevî’ler olarak nitelendirmektedir.

Yakın  komşumuz  olan  ve  bizim  yedi  aşiret  içinde  saydığımız   Karaözü   kasabasında  yaşayan  Oğuz'ların  Beydili  boyuna mensub  olan ;    Karaözü  kasabası  halkı,  Türkmen' lerle  yıllardır  bir - birine  kız  alıp  vermişler, bu  neden le   akrabalık  ve  kan  bağları   bulunmaktadır.  Bugün  ülke  genelindeki  değerlendirmelere  göre; okuma  yazma  ve  tahsil  durumu, oldukca yüksek olan  bu  kasabanın  insanları,  yıllar  önce  dedelerinin  yanlış  bilğilendirlme  sonucunda, Türkmenler hakkında anlattıkları şeyleri, onlarda  çocukken  beyinlerine  kayıt etmişler ve  bugün aydın , okumuş  memur  olarak  belirli  yüksek  kademelere  gelmiş  olmalarına  rağmen,  seçilmiş   tramvanın  etkisinde  kalıp , Saray  yanlısı  Osmanlı  zihniyetiyle  kendilerininde   bir  Türkmen  olduklarını   unutup  ( Kendi  milletinin   geçmişini  öğrenme  zahmetine  katlanmamalarından dolayı )  diğer  köylerde yaşayan Türkmen’lere hor bakıp küçük gördükleri gibi.( Oğuz boylarının listesine bak... ! )

Bırakalım bunları bir tarafa  bu günümüzde  dahi,   koskoca   Türkiye  Cumhuriyeti   Devletini   yönetenler ( sözde siyaset adamlarımız)  Kuzey Irak' ta ( Musul ve Kerkük'te ) yaşamakta  olan  Türk'ler   için  ikide  bir Türkmen'ler diye  ağızlarında   geveleyip  duruyorlar.  Sanki  onlar Türk  değllermiş  gibi   inkarcı  bir  tavırla . Bunu fırsat bilen diğer devletlerde  pek  doğaldır ki  yıllardır  o  ülkenin  sahipleri  olan Türkleri  bunlar Türkmen' ler,  Türk değiller  deyip  bir azınlık muamelesi görmektedirler. Sovyetler  Birliğinin dağılmasının hemen ardından  bağımsızlığını ilan eden  Azerbaycan'a karşı  saldırıya geçen  Ruslar'a ; onlar şii' dir,bizden değildir diyen Turgut Özal  bizim  devlet adamımız  değilmiydi.?  Karabağı  bu  ağızla  Azerbaycan  Türk'lerinden   Ermenistan' a  geçmesine  göz   yuman  yine aynı  kafa,  aynı  zihniyet  değilmiydi.. ? Bakın Atatürk bu sözde  devlet  adamlarına  1933 yılındaki  nutukta  ne mesaj  vermişti , koltuk sevdalısı,  vurguncu  eşkiya  bozuntuları  buna  karşın ne yaptılar .? Bunun  üzerinde  ben  fazla yorum yapmayacağım .  Atatür' kün  yıllar  önce  o  koltuğa  oturan  ve  oturacakları  uyaran şu  sözlerini  siz  yorumlayın.   

" Bugün Sovyetler  Birliği  dostumuzdur ,  komşu- muzdur. Fakat  yarın ne olacağını bugünden  kim- se kestiremez. Tıpkı  Osmanlı gibi, tıpkı Avusturya- Macaristan gibi  parçalanabilir , ufalanabilir. Bu gün elinde sımsıkı  tuttuğu milletler  avuçlarından  kaçabi-  

 
     

ler. Dünya  yeni bir dengeye  ulaşabilir.   İşte o  zaman Türkiye  ne  yapacağını  bilmelidir...   Bizim  bu dostumuzun idaresinde dili bir, özü bir  kardeşlerimiz   vardır. Onlara sahip çıkmaya hazır  olmalıyız. Hazır olmak yalınız o günü susup  beklemekle  değildir.  Hazırlanmak  lazımdır. Milletler  buna nasıl  hazırlanır ?  Manevi  köprüleri   sağlam  tutarak. Dil bir köprüdür.  İnanç  bir  köprüdür. Tarih  bir  köprüdür. Köklerimize   inmeli ve olayların  böldüğü  tarihimizin içinde  bütünleşmeliyiz. Onların  (yani  dışarıda  yaşayan  Türk' lerin) bize  yakınlaşmasını bekleyemeyiz.  Bizim  onlara  yaklaşmamız  gerekli .......

( Tarih : 29  Ekim1933)                                                                                                       

Mustafa  Kemal  Atatürk