 |
|
 |
 |
|
|
 |
 |
 |
 |
|
TÜRKMENLER - (Oğuzlar) |
|
Türkmen
kelimesi ve Türkmen’ ler hakkında
çeşitli çalışmalar yapan,
tarihciler
ve araştırmacılar, kendilerine göre
ortaya
farklı tanımlar getirip kendilerine göre,
yine ortaya bir tez koymuşlardır. Çok
yazar Oğuz
Türklerinden bir boy olduğunu yazarken, bazıları, Oğuzlar ile Türkmen’
ler rasında ki cere- yan eden fiili olaylardan sonra muellifler diğer bazı tezleri savunurlar.
Burada gerçek olanı ise Oğuz ile Türkmen’in aynı Türk şubesini
ifade ettiğidir. Hatta Yörük’lerde aynı boylardandır. Şimdi bazı
araştırmacıların
bu konuda fikir ve düşüncelerine bir bakalım.
Oğuz ve Türkmen’in aynı Türk şubesinin adı olduğunu çoğunluk
savunurken, Profesör Kafesoğlu ayrı
bir görüş
ileri sürmektrdir. Ona göre ; Kök
Türk tabiri belli
bir kabilenin adı olmayıp siyasi bir
terim ise, Türkmen tabiride, aynı manada
olmak üzere, Karluk
Türk’ lerinin en kudretli zamanlarında
kullandıkları siyasi
bir terimdir.
IX asırda Kök Türk kelimesinin
ifade ettiği
tarihî vâkıa artık maziye
mal olmuş, cihanşümul hakimiyet sona
ermiş, siyasi Türk birliği dağılmış olduğu
için bir yandan
Uygurlar, bir yandan Oğuzlar gibi diğer Türklerle hasım vaziyette olan
Karluklar tarafından kök Türk
tabirini şüphesiz kullanılmıyacağı
cihetle, Karlukların, onun yerine
aşağı yukarı benzer bir mefhuma
alem
olarak, Türkmen tabirini ikame ettikleri
anlaşılmaktadır. ( Prof.
İbrahim
Kafesoğlu, Türkmen adı, Manası ve Mahiyeti
adlı kitabından - 130-132 )
Diğer bir taraftan Mahmut Kaşgarî
Karluklar, Çu Talas, Yedisu bölğesine
hâkim bulundukları
en kuvvetli devirlerinde ( XI. asrın ilk
yarısında) kendilerine siyasî
bir isim olarak, Türkmeniz diyorlardı. ( Divan I, 473 ) hükmüne
varır.
Tarih araştırmacılarından Prof. Z. V. Toğan
ise ; Oğuzları göçebe, Türkmenleri
ise yarı göçebe olarak tanımlar. Mahmut Kaşgarî
ve El- Bîrûnî gibi eski müellifler
eserlerinde Türkmenler daha
ziyade, medenî kavimlere komşu olarak
oturan ve
kısmen ziraatla uğraşan yarı
yerleşik
Oğuz'lar ile Karluk ve Khalaç’
lara
itlâk olunmuş. Yine Kaşgarî’ye
göre, Oğuzlar
kendi memeleketlerinde Harplere ve göçlere iştirak etmeyen
tenbel bırakılmış zümrelere (cins)
(Yatık)
demişlerdir. Şimdi Kazak Türklerinde
bunlara catak yani yatak denilmektedir.
Oğuzlarda
Türkmenlere aynı gözle bakmışlardır. Burada Oğuz sözünün göçebe
hayata sadakatı tamamıyla muhafaza eden
kabilelere itlâk olunmuştur. Türkmenler hakkındaki diğer bir görüş ise; Oğuzların müslüman olanlarına Türkmen
denildiğidir. Prof. F. Köprülü
ise bunlardan birisidir. Köprülü Divânü
Lûga-
t’ e dayanarak savunduğu tezinde Türkmen
adının Oğuzlar dan Müslüman
olan guruplara verildiğini savunur. Meşhur
tarih araştırmacısı Avusturya' lı
Hammer de eski araştırmacılardan
Neşrî’ nin eserlerine dayanarak ,
Müslüman olan Oğuzlara
Türkmen denildiğini söylüyor. Bu görüşte
Oğuzlar, Türkistan’da, Seyhun ve Ceyhun arasındaki
memlekette, sakin ve ekseriya İran’ ın
hüsrevleri ve Arap Hülefasile muharibdiler.
İrtihal - i
Peygamberi İslâmdan ancak üçyüz
elli sene sonradır ki, Dağ-han, akabinden Salur
ve onunla birlikte ikibin aile din - i
Muhammedîye
kabul eylediler. Salur bu andan ihtibaren Çanak
yahut Karahan namını alarak kendi kavmine de henüz
putperest olan Türk’ lerden temyiz ( yani
onlardan
ayırmak için ) için Türkmen
ismini
verdigi belirtilirken, yine Neşrî Türkmen kelimesinin ( Türk) ile ( İman ) lâfızlarından
mürekkeptir diyor.
Türkmen kelimesi
üzerinde yorum yapan Ziya Gökalp ise,
Türkmen’ler, Salurhan ve Çanakhan, Satık Buğra
ve İlikhan adlarınıda taşıyıp, bir
hakaniye devleti hükümdarının zamanında
İslâmiyeti
kabul eden bir iller ve kavimler müctemiası idi. Yani
Ziya Gökalp’e göre Türkmen kelimesinin manası (Türk’lere benzeyen ) demekti ve aralarında din farkı olduğu
için doğrudan doğruya biz (Türküz) diyemiyorlardı demektedir.
Kaşgarlı Mahmut’da çok yerde Türkmen ile
Oğuz’u birlikte kaydetmektedir. Türkmâniyetül-
Guzzîye, beyne’t - Türk - mâniyeti’l - Guzzîye,
bi’t- Türkmâniyeti’l- Guzzîye,
butûnü’l - Guzzîyeti’l - Turkmâniye
gibi. Yine Kaşgarlı’ya göre ( Divan, I, 473 )
Karluklar göçebe Türk’lerden bir
bölüğün adıdır. Oğuzlardan
ayrıdırlar fakat; Oğuzlar gibi Türkmen’dir
derken, Ziya Gökalp Osman Gazi’nin oğullarına asla iskân olmamalarını yerleşenlerin asaletinin kaybolacağını beğliğin yörüklük ve Türkmenlik edenlerde
kalacağına dair verdiği nasîhatdan
bahseder.
Buradanda anlaşıldığı gibi Yörük ve Türkmen aynı Türk boyları için kullanılan bir isim olup, aralarında hiç bir fark yoktur. Yörük (Yörü-
mek) fiilinden yapılma, Anadolu’ya gelip
yurt tutan göçebe Oğuz boylarını (Türkmenleri)
ifade eden bir kelimedir. Osmanlı resmi kayıtlarında
Bilhâssa; Tahrir defterlerinde, Dukadırlı
Türkmenleri için Yörükân – i Maraş ve Bozok bölğesindeki Türk menler içinde Yörükân-i Bozok gibi
manaları birbirinden ayrı ve
farklı olmayan vasıflandırma
yapılmaktadır.
Vambery’e göre ise
, kelime Türk ile ( Men’den
terekküp etmiştir ve
(Türklük, Türkler) demektir. Zira men Türkçede
toplayıcı isimler vücuda getiren
bir ektir diye tanımlarken, J. Deny’de Türk dili grameri
adlı meşhur eşerinde türkçedeki
men - man ekinin kocaman (énorme), karaman’tres
brun şişman obése, enflé,
v.b. sözlerinde
görüldüğü gibi birleştirdiği
kelimeyi augmentatif ( Mübalâğa, fazlalık, büyüklük, üstünlük) manası verdiğini tesbiti ile, Türk ve - men’den mürekkep Türkmen tabirinin de koyu Türk, halis kan Türk (turc pur sang)
manasına geldiğini yazar. J.Deny’in
bu izahı tarih araştırmacılarından
Gy. Németh, V. M. norsky ve Gy. Moravcsık
tarafından daha mantıklı ve isabetli
görülmüş olup, son yıllarda
O. Prıtsak tarafındanda tekrarlanmıştır.
Németh Türkmenler eski adları Oğuz yerine
Türkmen ismini kullandıkları, bir aralık
XII . asır başlarında Oğuz ve
Türkmen adını beraber kullandıklarını
beyan eder. V. Minorsky eserinde ; Oğuz’ lar umumiyetle
Türkmen adı tanınmıştır derken, O. Prıtsak, Der untergang Des Reiches des Ogusichen Yagbu (Oğuz imparatorluğunun çoküşü ) adlı Almanca olarak kaleme aldığı kitabında bir kısım Türk’lerin tarihi kaynaklarda Türkmen yahut Oğuz ve Türkmen gibi çifte ad altında bir siyasî birlik teşkil ettiklerini bildirmektedir.
Ben
burada Prof. Köprülü, Hammer, Neşrî
ve Ziya Gökalp gibi
aynı fikir ve düşüncelerin doğruluğunu
ispat etmeye
çalışan daha bir çok tarih araştırmacısı
ve yazarların Türkmen’ ler hakkındaki
düşünce ve savlarını
inceledikten sonra kendim bir Türkmen
olarak
bu fikirlerin doğruluğunu tasvib etmiyorum. Çünkü
onların Türkmen’ler hakkındaki yorum
ve düşünceleri gerçekleri yansıttığı
kanısında değilim. Gerçeklere dayalı
olmayan kendi düşünce ve inançları
doğrultusunda, fikir üreten bu
araştırmacı
yazarların, ne yazık ki okuyucularından
tepki almamak için, bildikleri halde bazı
doğruları ve gerçek- leri sakladıkları, tanımda
yanıltıcı fikirler savundukları inancındayım.
Böyle olunca bunları kaynak ola- rak alan veya okuyan
yüzlerce insan gerçekleri öğrenmek
bir tarafa yanlış bilğilendirilmektedirler. Her nedense bizi - biz değil, bizi
bir başkaları ( yani yabancılar ) daha
iyi anlatıp, tanımımızı
yapmaktadırlar. Çünkü onların düşünce yapısında bizimki gibi kendi
inancı, fikir ve düşünce yapısına
göre bir başkasının ne kendini, ne milletini nede tarihini değerlendirme
huyları bulunmamaktadır.
Bence
her şeyi
objektif olarak görüp yorumlayan; gerçek
doğruları
yazan, savundukları fikir ve tezlerinde çıkarcılık ve bir
tarafa yaranmak
gibi düşünceleri olmadığı
için bence yabancı Arap ve
Fars’lı fanatik İslâm ( bizdede var )
tarihcilerin
haricindeki Avrupalı araştırmacı
ve yazarlardır. İslâmı koruma
adına , farkında
olmayarak arap milliyetciliğine kapılıp,
kendi
tarihini, millet ve kültürünü
onların standartlarına
göre ayarlayıp , yorumlamaya çalışan,
bizim
alimlerimize gelince kafamızı iki
ellimi- zin
arasına koyup biraz düşünmemiz
gerekiyor.
İslâm devrinde Türklerden yetişen
( Sözde Türk olarak eğer isimlerinden anlaşılıyorsa
ki hiç sanmıyorum ) bizim büyük
ilim ve bilim adamlarımızdan ünlü
olan bazılarının isimlerini vereceğim. Türk olan
bu zatların isimlerini bir Arap veya
Fars mille- tinden olan insanların isimleri arasından nasıl seçip çıkartacağımızı
bir düşünelim. |
|
Felsefe Dalında :
|
Abu- Nasr Fârâbi ( Ölümü 950 )
|
|
Lügat ve edebiyat dalinda :
|
Mahmut Kasgari , ismail- al Fârâbi (ö: 1002), ibrahim al- Süli, Ebu-Bekr al- Süli (Ö: 946), Feth bn Hakan bn Gartuc (Ö: 861)
|
|
Din ilimler dalinda :
|
Ebu-Bekr al- Kaffâl al , Sâsi Mahmud Zemakhsari (ö: 1143) ve Muhammad Sehristâni (Ö: 1153).
|
|
Tarih dalında :
|
Mahmud bn Arslan al- Horezmi , Semseddin Dhahabi ( ö: 1348)
|
|
Riyaziyatta :
|
Bicur oğulları , bn Türk al- Khuttal , Muhammed El- Biruni ve Turagay Ulug -
Beğ
|
|
|
bunlardan en ünlü
ve en büyüklerindendir. Pekiii varmı
bunların içinde Turagay Uluğ – Bek (Bey)
haricinde bir Türk ismi taşıyan ? Hayır. O halde....?
Türkmenler ile ilğili araştırmalarını kaynak olarak gösterdiğim Vambery - J.Deny -Gy. Németh ve Moravcsık
gibi yazarların Türkmen’ ler hakkındaki
ve Türkmen kelimesinin manası ile ilğili
düşünce ve fikirlerindeki doğruluk
payının mantığa
uyğunlugu bakımından çok daha uygun
olduğunu kanısındayım, çünkü gerçeklere yakınlık payı daha yüksek olup, başkada
bir tarifi yoktur. Bende aynı düşünceleri
savunarak, Türkmen sözcüğünün
anlamı ve Türkmenlik Türk’lükten
gelen ve Türklüğü ile öğünen halis kan, Halis Türk anlamındadır diyorum.
Sözcüğün
kökünü Türk olarak alırsak
sonuna eklenen << men >> eki ise
asıl söylenmesi ve bilinmesi gereken
anlam ve manayı vurgulamaktadır. Anadolu insanında
bilhâssa Türkmen’lerde <<
men >> kelime
veya sözçüğünün manası
herkesce bilinen şeydir. Öztürçeyle söyleyecek olursak döl
anlamında, yani insanların oluşumunu sağlayan sperm ve aynı zamanda genidir. Türk boylarından olan Azerbaycan’da konuşulan
türkçede (Azeri lehçesinde ) men sözcüğünün
manası da ben anlamında- dır . O
halde
Türk kelimesi ile beraber kullanıldığı taktirde, ortaya
çıkan kelimenin ( Türkmen ) kelimesinin ortak manası
ise Türk dölü - Türk soyu
demektir. Bu kelimenin anlamını İslâmiyete veya Müslümanlığa bağlayıp, değerlendirmek bence
abes ve gülünç olmakla beraber, Arap’ların
Türkmen’leri müslüman etmek için binlercesini, müslümanlığı kabul etmediği
için çadırlarından çıkartarak,
kazıklara
oturttuklarını bizim ulemalarımızın bilmemezlikten gelip, savundukları Türkmen’lerin ilk müslüman olan Türk’lere
denildiği savları ne yazık ki
doğrudur. Çünkü onlarca onlar müslüman
olmadıkları için Oğuz, Türk
veya Türkmen değillerdi
Türkmenler gerek Karluklardan olsun, gerek Oğuzlar’dan olsun birer Türk boyudur ve Türk’türler. Ya Müslüman olmayanları. ?
onlarda Türkmen’dir, Türktür. Hala Şaman
inancından olan Türkmen’ler ile tıpkı
IV. yy. da aynı nedenlerle göç edip, Karadenizin kuzeyinden bu günkü Rusya
toprakları içinde yer alan Modanya
cumhuriyeti sınırların içinde yaşayan Gagavuz Türk’leri gibi. Gagavuz’
larda Oğuz boylarından bir Türkmen olup; yalınız dinleri Hırıstiyandır. Ben din ve inançların insanların milliyetini değiştiren bir güç
olmadığı inan- cındayım. Yani dinleri milliyetlerini yok edecek bir unsur değildir olmamalıdır da.
Olamıyacağının örneğini tarihte gördükde.
Timurlenk’ in 1402 yılında Ankara’da Yıldırım Beyazıt
ile yaptığı savaşta Timur’a
karşı Yıldırım
Beyazıt’ın ordusunda Sırp olan
dedesinin ve dayısının gönder diği
Hırıstiyan Sırp askerleri savaşırken, Anadolu’daki Türkmen
birlikleri kan bağı bulunan Türk komutan
Timur’un yanında saf tutmuşlardı. Müelliflerden El Mükaddesi’nin Türkmen kelimesinin yorumuna ve Türkmen’lerle ilğili bencede en doğru olan bir başka bir görüş ve yorumuna değinmek istiyorum. El
Mukaddes’iye göre Türkmen’ler Oğuzlardan
ve Karluk’lardan tamamen ayrı bir Türk elinin yani Türk’lerin
yaşadığı yerin adıdır. Türkmen adının gerçek sahibi
olan bu topluluktur.
Bu Türkmen’lerin
nüfüsları az olduğu için
onlarda sadece İsficab ile Balasagun
arasında yaşamaktaydılar. İsficab’ın doğusundaki Berûket ve Bulâç adlı kasabalar Türkmenlerin uç şehirleriydi ve Türkmen meliki ordu adlı kasabada
otururdu. Emevi’lerin topraklarına sürekli
baskın yapması ve katliamlarından
korktukları için korkudan
Müslüman (edilmişlerdir.) olmuşlardır. ( Bu bölğelere yapılan Arap baskı ve zülümleri
ile ilğili geniş bilği için kitabın din ve inanç bölümüne bak..! )
Faruk Sümer ise; Oğuzlar adlı kitabında (syf. 79) Oğuz’lardan Müslüman olanları Müslüman olmayan aynı soydan insanları birbirinden ayırmak için Türkmen
denildiğini çeşitli kaynaklar göstererek savunmaktadır. İlk Müslümanlığı kabul eden Türk kavminin Balasağun
ile Mirki arasında
yaşayan Türkmen’ler olduğu için Türkmen adı, Maveraünnehr Müslüman Türk anlamında kullanılmaya başlandı.
Böylece Oğuzlar’da Müslüman olanlara Türkmen denildi. Yakın
doğu müellifleri Oğuzları el-Guzz yani
Oğuz’lar adıyla anarlarken, Oğuz’
ların büyük bölümü kendilerine
hiç bir zaman Türkmen demiyorlardı. Çünkü
kendi dinlerini bırakıp başka bir dine geçmeleri ile kendi adet örf ve geleneklerini bırakıp Arap milliyetciliğinin etkisi altına girip, yıllarca İslamı kabul etmemek için direnen bu yolda yüz binlerce kayıp vermelerini
birden unutmaları ( Bu konu ile ilğili bilğiler için
kitabın İnanç ve ibâdetler bölümüne bak..!) Oğuz’ları
kızdırmıştı. ( Moğal Türklerinin tarihini iyice öğrenip
inceleyecek olursak, büyük Moğal Türk hanı olan Cenğiz Han kendi dinini bırakıp islamiyeti kabül
eden Türk’leri milletine ve ulusuna hiyanetlik ettikleri
gerekcesiyle Orta Asyada ve Kafkaslar’da ve
Anadoluda yaşayıp müslüman olan Türk’
lerden
binlercesini evlerini, yerlerini ve yurtlarını
yok edip öldürerek
cezalandırmıştır. Bu nedenle Türk’lerin tarihi söz
edildiğinde bazı kesim Cengiz Han ve Moğğallar
ismini hiç anmak istemezler. ) Fakat
daha sonraki yıllarda (XIIyy.da) Oğuz kelimesi unutularak yerini Türkmen kelimesine bıraktı.
Türkmen
kelimesinin ne anlama geldiğini yorumlamaya
çalışan tarihcilerimiz
hep birbirlerinin fikir ve düşüncelerini örnek göstererek, kendi fikir ve düşüncelerine en yakın olanın
doğruluğunu savuna gelmişlerdir. Peki Müslüman olmayan
kişi ve topluma Müslüman olanlar tarafından ilk söylenen söz ve takılan kulp, Kafîr veya Kafîrler kelimesidir.
Doğruyu araştırp yazmaya çalışan sözde bizim Türk araştırmacı,
tarihci ve yazarlar Türkmen kelimesinde
olduğu gibi çelişkiye düşmektedirler. Çünkü
kaynakları Arap milliyet- ciliğine dayanan
kişilerin hem Arap Milliyetciliğine hemde
İslâma zarar vermemeye özen gösterip
belirli bir mevkide kendilerini görmek isterlerken
bazı afedilemiyecek hataların üzerinide bilerek
örtmektedirler.
Istanbuldaki Başbakanlık Osmanlı Arşivi Dairesi Başkanlığında yer alan eski arşiv belgelerinde ise; Türkmen sözcüğü bir kaç anlamda kullanılmaktadır.‘ Türkmânlık’
tan çıkup Ayasma’a , Berendi ve Kınık kazalarında sakin olup, ziraat edüp ’ diye başlayıp
devam etmekte olan ( MAD ts., Nr. 8458 syf. 131 , 132 ) Osmanlının
resmi belğesinde ; yer alan Türkmenlik’ ten çıkıp, Ayaş, Berendi ve Kınıkta ziraata başlamış olan diye devam eden bu vesikada, Türkmen sözcüğü konar göçer (Cevval) olarak tanımlarken, diğer taraftan başka
vesika ve kaynaklar da ise Safevi devletinin kuruluşunda yer alıp şekavette bulunan Türkmen’leri Kızılbaş ve Alevî’ler olarak nitelendirmektedir.
Yakın
komşumuz olan ve bizim yedi
aşiret içinde saydığımız
Karaözü kasabasında yaşayan Oğuz'ların
Beydili boyuna mensub olan ; Karaözü
kasabası halkı, Türkmen' lerle yıllardır
bir - birine kız alıp vermişler, bu
neden le
akrabalık ve kan bağları
bulunmaktadır. Bugün
ülke genelindeki değerlendirmelere göre; okuma
yazma ve tahsil durumu, oldukca yüksek olan
bu kasabanın insanları, yıllar
önce dedelerinin yanlış bilğilendirlme
sonucunda, Türkmenler hakkında anlattıkları şeyleri,
onlarda çocukken beyinlerine kayıt etmişler ve
bugün aydın , okumuş memur olarak belirli
yüksek kademelere gelmiş olmalarına
rağmen, seçilmiş tramvanın
etkisinde kalıp
, Saray yanlısı Osmanlı zihniyetiyle
kendilerininde bir Türkmen olduklarını
unutup ( Kendi
milletinin geçmişini öğrenme
zahmetine katlanmamalarından dolayı ) diğer
köylerde yaşayan Türkmen’lere hor bakıp küçük gördükleri gibi.( Oğuz boylarının listesine bak... ! )Bırakalım
bunları bir tarafa bu günümüzde dahi,
koskoca Türkiye Cumhuriyeti Devletini
yönetenler
( sözde siyaset adamlarımız) Kuzey Irak' ta ( Musul
ve Kerkük'te ) yaşamakta olan Türk'ler için
ikide bir Türkmen'ler diye ağızlarında
geveleyip duruyorlar. Sanki onlar Türk değllermiş
gibi inkarcı bir tavırla . Bunu fırsat bilen diğer
devletlerde pek doğaldır ki yıllardır
o ülkenin sahipleri olan Türkleri bunlar Türkmen' ler,
Türk değiller deyip bir azınlık muamelesi görmektedirler.
Sovyetler Birliğinin dağılmasının hemen ardından
bağımsızlığını ilan eden
Azerbaycan'a karşı saldırıya geçen
Ruslar'a ; onlar şii' dir,bizden değildir diyen Turgut
Özal bizim devlet adamımız değilmiydi.?
Karabağı bu ağızla Azerbaycan
Türk'lerinden Ermenistan' a geçmesine göz
yuman yine aynı kafa, aynı
zihniyet değilmiydi.. ? Bakın Atatürk bu sözde
devlet adamlarına 1933 yılındaki
nutukta ne
mesaj vermişti , koltuk sevdalısı,
vurguncu eşkiya bozuntuları buna
karşın ne yaptılar .? Bunun üzerinde ben fazla
yorum yapmayacağım . Atatür' kün yıllar önce
o koltuğa oturan ve oturacakları uyaran şu sözlerini
siz yorumlayın. |
|
|
"
Bugün Sovyetler Birliği dostumuzdur , komşu-
muzdur. Fakat yarın ne olacağını bugünden
kim- se kestiremez. Tıpkı Osmanlı gibi,
tıpkı Avusturya- Macaristan gibi
parçalanabilir , ufalanabilir. Bu gün elinde sımsıkı
tuttuğu milletler avuçlarından kaçabi- |
|
|
ler.
Dünya yeni bir dengeye ulaşabilir. İşte o zaman Türkiye ne
yapacağını
bilmelidir... Bizim bu dostumuzun idaresinde dili
bir, özü bir kardeşlerimiz vardır. Onlara sahip çıkmaya hazır olmalıyız. Hazır olmak yalınız
o günü susup beklemekle
değildir. Hazırlanmak lazımdır.
Milletler buna nasıl hazırlanır
? Manevi köprüleri sağlam tutarak. Dil bir köprüdür.
İnanç bir köprüdür.
Tarih bir köprüdür. Köklerimize inmeli ve
olayların böldüğü tarihimizin içinde
bütünleşmeliyiz.
Onların (yani dışarıda yaşayan
Türk'
lerin) bize yakınlaşmasını bekleyemeyiz. Bizim onlara
yaklaşmamız
gerekli ....... (
Tarih : 29 Ekim1933)
Mustafa
Kemal Atatürk
|
|
 |
 |
 |
 |
|
 |